--------------------------------------------------------------------------------------------
IX. BÖLÜM
Bilim Kurgu (Science Fiction) / Elektronal Şiir
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
GÖK
Bir kayağan taşı
ve bir insan köçeği arasında
-gece-
kuzgun
uzun uzun ulurken
kanatlı bir atla
dolanıp uçtum göğe
ayın ardına...
Ve tam ötelerden baktım ona;
Dolunay!..
Ve ortasına dayayıp başımı
bu kez
yıldızlara
sonsuzlara baktım
artı
eksi
ve nötrdüler
gidiyorlardı.
Oregonlar
Herculesler
minik Magellan yıldızları
Nova
Quasar
ve tehlike dolu asteroiddiler
Kara deliktiler.
Bir an
anlamların anlamını aradım
Çatladım
kanım aktı
ve gür saçlı bir kız geldi
ağzımı kapattı
öptü.
İyileştim
ne dilersin dedim
hiç dedi
gülümsedi.
Ona borcum var
-kralların birbirini izlemesi gibi-
kaldı borcum
Ödeyemedim.
Onu izledim
bir Tuz Kulesi çıktı karşıma
sarı çamlar arasında
bir sincapla geldi kız
gülümsedi.
'Borcum var' dedim.
"Par in parem non habet imperium" dedi. (*)
Nötr yıldızlarmışız.
(*) Eşitin eşit üzerinde egemenliği olamaz.
----------------------------------------------------------------------------------------------------
KOZMOS
Tayga ormanlarını geçip
Kutup yıldızı soğuğunu uç.
Sonra hep kuzeyi izle
sürekli kuzeyi.
Bir zaman sonra karşılaşacağınız
Yaşlı bir değirmenci ışıldağıyla
Aldebaran'dır.
Sonsuz ve çok karanlık
ve şimdiden çok yaralı uzayda
bir sığınak bir korugandır Aldebaran.
Işık giyinir
ışık dökünürsünüz orda
en arı mutlanlarla.
Sonra; acı ki yaşamın tuzu biberidir diyenlerin
görmesini isterdim
Salt mutluluğun sürükleyiciliğini
onulmaz doyuncunu
orada.
Ve çaresizliğin nasıl, -en azla yetinmekle-
eş anlamlı olduğunu
gülünçlüğümüzü.
Saltık mutlan ne sonsuz, ne güzel.
Kardeşlerim
dönüşte öleceğim biliyorsunuz
bir kapsül içinde yakıp beni
-bakır bir ayna içinde gövdem-
atın gene uzaya
Orda sonsuza değin
ak cücelerden kırmızılara
'Pulsarlardan, Quasarlara'
hep uçarak, hep uçarak
günler geçsin istiyorum
-kanatlı yaşamlarla-
Ben; Son ölümlü
Sizler; Ölümsüzler!
Bir zamanlar karanlığımda konaklardı
Yengeç burcu uyduları birer birer solmakta
Küçük köpek uğrusu giderek yaklaşıyor...
Unutuyorsunuz artık ölümü
Mutluluğumun tek muştusu da bu.
Son ölümlüyüm
-bomboş bir şey de sayılmam hani-
Size iyi yolculuklar
Kavmimize, Pegasus'a, Sirius'a
Yeni Dünyalar'a...
Zorbalıktı önemli olan
Bütün uğursuzluklarda bitiyor.
Üzülmüyorum
ben oradayken, siz burada
siz Oregon'dayken, ben Kohutek'te
Perseus'ta olacağım.
Sizler Nova!
ben ölümlü, bakır tablet kutuda
o kadar.
Elveda...
elveda ve iyi uykular bana
minik barış sunağımda.
Size iyi yolculuklar bir kez daha
mut dolu
sonsuzlayın
-ne yapabilirim ki-
Barışı siz gördünüz!..
Gök gelinciği El Gühel'e
-iki yüzlü şımarık ruhuna onun-
dev Hercules'e;
Ve kozmosun kurnaz çocuğuna selam!..
Hoşçakalın...
----------------------------------------------------------------------------------------
ÖTEKİ
Atbaşı bulutsusuna girdiğimizde
-büyük bir nebula burası-
Elen burunlu kızlar karşıladı bizi
Ağaçlarda sungur kuşları
-garip-
Bir tarafta Don Kişotlar
Bir tarafta senyör Kesada'nın ruhu
(hallelujah)
Herkes gülüyordu.
Tahar ile Zühre'nin Rodop varyantları vardı ortada
Tobol ve Meleksima yaşıyorlardı.
Strabon sonsuzluk koltuğunda oturmuş çalışıyor
Melendiz, Keçidoyran ve Meke dağı burada da
Alabildiğine uçsuz bucaksız uzanıyordu.
Ve orda badem ağaçlarının altında oturup
Pek meşhur Ahura manastırını bile gezdik.
Çocuk mezarlarından kalma seramik bebekler
Uzun kargılı uzun gölgeli Diomedesler
Bir çeşit Galya
Bembeyaz akasyalar masmavi zambaklar
Ve fırınlarda ekmek bile vardı orada.
------------------------------------------------------------------------------
ARAYIŞ
I
Nötrinonun sabahı
Proton aydınlığı yayıyor cumaya
Göz kırpıyor fener.
Ulyssesçe çınlıyor ortalık
Su içen tanrıların tazıları
Kucaklıyor kuarkları.
Sararan gözlerin sarısı demiryol
Geçiyor dekovil sessizliği bükerek
Elektronik orağı baş tanrının
Biçiyor otları
Tepegöz ağlıyor tepede, nicedir.
II
Bir Nart süvarisi geliyor Perseid'ten ötede
Tozanlara karışıyor bulutsu
Pembe firkateyn çiçeklerine
Göğe dönüyor yüzünü o an
Otların arasından usulca yayılıyor ovanın karnına
Medea.
Sevginin tüyleri nasılda sıcak tutuyor onu
Ve nasıl da yalıyor kanatlarını Yunus'un.
III
Selenterelerde görülür bu
Akciğer alveolleri golgi cisimciği
Sonra sırtını dönüp adaya doğru
Luis Dega diye bağırıyordu
Hayaletin güldüğünü görünce sessiz gecede
İnanır mısın Ariadne dedi
Minotaur kendini savunmadı bile!..
----------------------------------------------------------------
ORPHEUS
Eurydike'yle konuşuyordum
Makinede elektrik böceklerini bekliyorken
İniyordum ki merdivenlerden aşağı
bir dünya düştü!
Nanik yaparak çıktılar bir bir
omzuma, kulağıma, sağıma, soluma
Eğer birazcık daha sabredebilseydim o an
dönüp bakmasaydım yani geriye
geliyor mu o diye
az kalsın kurtaracaktım
kendimi!..
----------------------------------------------------------------------------------------------------
UTARİT
'İnsanın insanı koruduğu bir dünya, özgür olamaz.'
İşte atalarımızın toprakları
Yosun tutan gövdelerimiz, bedensiz ölüler.
Orada bereketlerin aylası Khairon.
Ve uzaklarda parıldayan Darvaza...
İşte özerk yörelerin krallığı Asturias
Ses telleri sonelere öykünen zürafa
Vaslui, tanrılar tanrısı Osiris
İşte Göktürk’ün ilk sabahı, bulutlar.
Özgürce dolaşan kompütürler, paralimpik zebra...
Orada şeritlerin içinde spinler atıyor Lucien
Kedi matematiktir diyen bilgemiz Heidegger.
Bütün denizler ırmak, bütün ırmaklar deniz
Lav akıntılarında dolanan, dirimcil besinleriz.
Yankılanıyor Malay dilinde söylenen şarkılar
Ezel sabahı Asterion’un, ay rengi kürkü
Ve hilkati bozulmuş Slav kaşlarıyla,
İki kez doğan ve öksüz büyüyen larvalar...
Geliyor aşk tanrının tuzağıdır diyen Alemdar
Çöl melekleri ve toz şeytanlarıyla el ele
Süzülüyor işte Pasadena, andezit blokları, kölecil surlar
Ve konservatörler, restoratörler, acımasız ‘Hacker’lar
Pygmalion, likenler, Adem’in üç acunu
Elsiz ayaksız uçuyor kemancı yengeçleri, tün kuşu
Kuşkuların kuşluk vakti, geziye çıktı; Tanrılar
Fener alaylarıyla, ezgilerle kutsanıyor Pantheon
Ve son iç çekiş köyü, imitasyonlar, illüzyonlar, sanrılar…
-----------------------------------------------------------------------------------------
H GEZEGENİ
'İnsanın dışında düşüncesini değiştiren bir canlı yoktur.'
Harappa gezegenindeydik
Metroda Homeros’u gördüm!..
Avicenna, Langone Tıp Merkezi’ne gidiyordu.
Sol Cadde’de
Camille Claudel önüme çıktı!
Üzülme diyebildim;
Sevi soyuttur ama, somut bir şeymiş gibi, onu ararız!..
Biruni, dil üzerine konuşuyor
Kristalize güneş içimizi ısıtıyordu.
Vertebral arterlerin, Kırmızı Sokağı döndüğünü söylediler.
Monterey koyu oradan iyi görünür,
Su fırtınaları, büyük akıntılar yaratır.
Giovanni’yle yamaçlarda gezinen Borges’e
Giverny Bahçesi’ne gidelim dedim
Pangolinlerle, Monet gelecek!
Abisal ovalara bakıyordu, fitoplanktonlara,
Süzüldük…
Deniz dağlarını aştık, Maguari tepesine vardık,
Aykura kanyonunun içine girer girmez
Giverny göründü!..
Cennet ve cehennemin efendisi,
Sepsis şeytanları,
Ve rengin preparatlarıyla; o gün
Üç ölümlü, güzel bir gün geçirdik!..
--------------------------------------------------------------------------------
VİRÜS
Sinüs bahçelerinde geçirdiğimiz günler
Elektromanyetik ray topları
Ve orada;
Güz sonunun rengârenk yağmurları.
Savoke Company cadıları
Origami robotlar....
Ve sonsuz Heartbleed çağları.
Kendibeslek Başak yıldızı
Lorentz gücü
Ve Gökkuşağı Savaşçıları.
Konvansiyonel akımlar yurdu
Klunder ve Velocitas eradico.
Ve Mesih'in çocuklarına
Hızlıyım kaç uyarıları.
'Onu aradım, neredesin baba dedim,
uçsuz bucaksız boşluklar ve uçurumlara yağan yağmurlardan
başka bir şey göremedim, yalvarışları...'
Işık savaşları.
Jack'ın manyetik rezonansı.
Gün boyunca, ekranda göründüğümüz gün!
Kulakları sağır eden gümbürtü
Frekanslar ve boyutlar
Lenf hacimleri.
Ve oralarda
Usların dışında
Yükselen faz diyagramları.
Ve bizden sonrakilerin eyer ve derisi!..
Ve uzaklarda ışıldayıp duran
Sonsuzluk ve gölgesi.
Tanrının tahtı ve ötesi!
Genetik kombinasyonlar
Risperidone fetişi
Ve cuvier gagalı balinalar.
Geo dataları
Denis Villeneuve
Urban çağları
Delirium trans
Ve maniheizmin
Yosunlu atlas halatları.
Ve yukarda
En yukarda
Bütün görkemiyle dikilen
Friedrich Barbarossa!
Ve aşağılarda Göksu deresi.
Ve tözler, anlamakta zorlandığımız şeyler
Formatif tümceler, söylenceler, lejendler
Ve Kolombiya ve Tuncalar
Ve bourgeois downland
Ve kıyı boyunca sarin depoları
Uzay formasyonları
Ve coşkuyla koşarak yürüyenler
Ve öylesine uçuşan sinek...
Ve kendi halinde yüzen destroyer
Ve uzay dolmuşları, yelkenliler.
Kahkahalar, çılgınca dönen balerin; havalarda
Ve ayaklar altında ve yamaçlarda;
Sessizce dolaşan, karınca!..
--------------------------------------------------------------------
ENTROPİ
Uzay zamanda geçmişi özlüyoruz.
Mars dudaklı Apollinius’la, Venüs’ten bir Ciğerhun geldi.
Gelenekler yaratarak geleneğe karşı çıkıyorsunuz diyor.
Gerçek imge saltık çağrışımlar yaratır
Kierkegaard ıstırabı, Erebos cehennemi, Aldair’in atı
Beserabya’dan elmas tacıyla
Süzülüyor bir kaya kartalı
Adenli’nin tiradı.
Her ölümüzle küçük bir evren modeli de yok olup gidiyor
Homotik yüzüyle Merih Sultanlığı’ndan bir hüdainabit;
Uzay tüccarı öldürüleceğini anlayınca
Allah diye çığlık atıyor!..
Metaforun yüksek cebiri
Kaç bekerel gül kokusu istiyorsun Parcifal
Pigment molekülleri, gliyal hücreler, ekvatoryel bakışlar
Enceladus’a gidiyorsun Safina’m
Sodyum buharıyla yıkanacaksın!
Sarı ıssızlık, şeftali çiçekleri, arılar
Ve işte orada Lugones’in kitabını okuyorlar...
Pitjantjatjara, kırlangıç sokağı, dolunay,
Yitirilen anlamlar.
Çınlayan arı kuşu, yapraklar, kır perileri
"He kissed away her tears"
Pers hükümdarlığından bir çocuk, su satıcıları
O dişil mavi tenin, çarpmayan elektrik, kristal aynalar…
Gözlerim kanı yeşil olarak görüyor!
Petronas kulesi, kadril dansı, Babilonya’m...
'…İnsanı bir pıhtıdan yarattı
İşaretleri buldu, bölenleri böldü
Kanıtladı kendini kendisiyle
O kanatsız; mekatronik tanrılar!..'
-------------------------------------------------------------------------
PERİFERİ
Tanrının düşlerini kısıtlayacak bir umar arıyoruz.
Efere’eytümüllâte vel’uzzâ ve menatessâlisetel’uhrâ
Entropiye uğruyoruz burada
yavaş yavaş çöküyor evrenimiz...
Seni görmek istiyorum ama gözlerim bunu engelliyor
sevmek istiyorum ama kalbim bunu engelliyor
sana gelmek istiyorum ama ayaklarım buna karşı
sarılmak istiyorum doyasıya
-kolların bunu istemiyor!-
dokunmak istiyorum sonsuzca;
Ama aramızda Planck Duvarı var!..
Viskozite oluyoruz, elastisite
kardeşlerimiz elimizden tutmuyor.
Zamanın sonuna atlarla gidiyoruz;
entelektüel atalarımız kovuğundan çıkmıyor.
Işık yılları boyunca evrende yüzüyoruz
Isıyı elektriğe dönüştürüyor
-ayaktan insan oluşturamıyoruz.-
Su maymunuyuz belki de
Mahadeva tanrımız
bir postalın buyruğundayız
gözündeyiz fırtınanın!..
Renksiz yeşil düşler gibi
öfkeli biçimde uyuyoruz
susayan suyuz biz...
Elen vazoları,
kara alevlerle sarılı deniz
altın sönümlü kuşlar,
sen ve ben;
ikimiziz!
Guguk kuşu kalan yaşamımız için öter
ve zamanın kuzeyden geldiğini söyler
ve hiçbir yere gittiğini...
Asimptotik belirgemiz;
Kuğu denizler boyunca yüzer!..
Ölüyor ve bir tanrı oluyoruz belki de
Mushaf ve Pozantı’da
ve orada, metalik renkte
Bir Moğol’un kanındayız şimdi...
------------------------------------------------------------------------------------
V ÜÇGENİ
Güneş çöllerinde yüzüyor, Tarık ile Diana’m
Buzdan kafeslerde yaşayan Samanyolu leoparı
Ve Neptün’de serçeler kanadını okşuyor Budjak’ın.
Her sabah kollarımızı açtığımızda İsa oluyoruz
Tanrı aramızda oturuyor ve tüylerini yalıyor leoparın
Zamanın kuzeyden geldiğini söylüyorlar
Elektronik serapta canlanan anılar
Ve işte neon ışıklarında beliriyor teyzem
Arayış ne güzeldir sayısız varsayım olasılıklar
Gece vakti altın anahtarın kilidimde şıkırdıyor
Buz tutmuş ateş ve gözlerden oluşan ejderhalar.
Zaman yelinde geçen yıllar ve sonsuzca beklentiler
-Bizi yakalayan bakış-
Kuğu tüylerinin atomaltı dengesi anileyin
Hamile bir kadına dönüşen burnumdaki gölgeler
Denizin sırtında adaya gittiğimiz gün
Cantor kümeleri, doğadışı gerçekler...
Kanatlı ceylan soylu karamsarlığın simgesi
Yer çekimini durdurabilen Lezgi
Ölü Toronto, bizon kılıç, at İskender
Rabat’ta çoğalan sütler
Ve deniz ifriti...
Güneş göllerinde gülüyor Tarık ile Diana’m
Reenkarnasyonal tavırlar
Tanrıya yaklaşabiliriz ama asla dokunamayız diyor Zeus
İnsan bir bilgisayar.
Avcının astığı kuş
Ceres’te yürüyen canlı, Satellit.
Çembersi olan; tanrısız evrenin ürkütücülüğü
Ve gezegende kelebekle kilitli kalan bir kelebek ne yapar
Menandrolar ve nemfomanlar yaklaşıyor işte aleluya
Gece vakti altın anahtarın içimde şıkırdıyor
Uzakta Sirius doğuyor, güneş batıyor, evrenler usulca çarpışıyor.
Anılar!..
--------------------------------------------------------------------------
E-MAİL
Yaşıyoruz düşünceye bağlı gerçeklikle...
Kara yazılı kabilelerin yazgısı;
Sonsuz yapaylık.
Burçlardan oklarla vuruluyoruz; gösteri sınıfı localardan.
Pasifik'ten gelen titreşimler kulak yıkıyor.
Kırmızı yoncalar tüketiyoruz, mozaik virüsler eşliğinde
Sintilatör liften müzikler dinleniyor…
Sedefler Senfonisi.
Öyküler, şiirler de yazılıyor, bellek kaydırmacayla,
başlık; Resul’un Kanatları…
Kan dolaşımı gereksiz, sanal odada Harvey Museum.
Ayrıksı komşular da var; Pupa, Pompa, Arcturus.
Gautama’nın Yolcusu sayıyor ölüleri…
Gemiyle kral geldi!
Dinleniyor çöl rengi aslanların uluduğu bahçelerde
Ve sinemalar, adım atılmayacak kadar dolu.
Bu yüzden Merih, sürekli tüketiyor gözlerimiz
Işık yurtluklarında, zaman dışına çıkıp uyuyoruz
Ve kovalent kanatçıklar salıyoruz geçmiş uygarlıklara
Umarsız olma, salt ölmekten, yaşamaktan yorgunuz
Ve burada sürgit düşünüyor, anıyor
ve arıyoruz…
-------------------------------------------------------------------------------------
POLARİS
Gerçeğe peçe vuruluyor burada...
Panama ayı süslüyor geceleri
mavisini sallayan engerek otları
eter tabakası boyunca
yıldızları yalayarak uzaklara-
taşıdı onu.
Balçıktan atalarımız
doğum kaşıkları
ve deniz sazlarından kılıcımız,
öğle güneşinin üzerinde
acımasızca yüzen
ışıktan toplarımız!..
Derin ve sonsuz gecede
kara urban atlılar
ve ağlaşan çocuklarla
matriks ve Gödel öğretileri
-kuşku duyuyorum yine de-
insan figürü onlar ruhları sakallı
ve Balancar’dan sürülüyorken işte
Yine de gülümsüyor o...
Elinde fenerler uçuran papağan
yol gösteriyor sana;
kükürte doyurulmuş yamaçlar
dikenli teller ormanlar ağaçlar
samandan taçlarıyla inliyor işte;
Adversus annulares’in son sayısı.
Ve bir gece önceki çisenti
ıslak alevler siyahsı küller
çözülmez bir dil, Yunancalar, kodeksler
iki sol bacak, hep kendini gören yüz...
Yine de gülümsüyor o...
Tırnaklardan fırlayan oklar
geriye doğru uçabilen şey
demir yüzler, demir gözler, devinimler
yalağın yanı başında uluyan mutant
çürüyen zaman dönerek çöken çark
ve damarlarımızdan akıp giden çağlar
ufukta beliren aynalarda, yansımalarda
kargaşalar ve kaosların belirişi
ve akıntılarda süzülen; denetsiz
bir tek ve yalnızca görebildiğim işte;
Yine de gülümsüyor o...
(Söyle bana, bütün bunlar yetmez miydi!..)
-----------------------------------------------------------------------------------------
PARADOKS
Düşünsel alışveriş anlağı döllüyor.
Dünyamız giderek bizden uzaklaşıyor.
Sankar’da açılan kuyularda
vızıldayarak ölüyor arılar.
Kör imgeler, Samsatlı Lucianos, Hürü Ana
İki Acem kılıcı gibi kaşları
Gözler, bir yere açılmayan kapılar.
Çepelpuç; ilkel ve çağdaş voyvodamız
Deve ve serap, doğacıllığını koruyan din
Plazada uluorta asılan tüccar!
Sanrılar, insan çığlığından ölen balina
Öteki olduğunu fısıldayan Bohemyalı
Panizm…
Ve Persî bir prensteki geleceğimiz!..
Tanrıdan önce gelen tek şey eseme
Otrar kentinde geçmişe yönelen zaman
Yüz yılın sonunda konuşan kedilerimiz.
Omurundan
Ceyhun’u aştık Turfan’ı geçtik
Ve Hubyarlar karşımızda işte!
Biricik bengisu ben
Bir yaratı yuvarı Avesta’mız
Ben’in tanrısı ben
Sonsuz açılım, tek tin, tek töz
Her şey kendisi.
Maddenin isteri düşünce
Düşünce ise madde!..
----------------------------------------------------------------------
GOR ÇUKURU
Ey gericil düşüncelerimiz
Kör kayalar, dağ gelincikleri.
Rameau; düşsel bir senfoni.
Geleceğimizi unuttuk
Hindolojiden gelenler;
Fransız değiliz diyor.
Yıldızlar kucaklıyor bizi;
Nişaburlular gibi.
Ey Saksonya elektörü
Kardinal Richeliu
Ve işte ay gibi parlıyor yüzlerimiz.
Orada
Korkunç geçitleri dağ başlarının
Pan’ı çıkarıyor karşımıza
Rüzgârın hışırtısı ve meşelerin ıslığı
Sağaltıyor canımızı.
Solomonaleykümler
Korint gelini
Balbal taşları
Uçuşan guguk kuşları
Tepelerden gelen uğultu…
Aspurakan kralı
Ovit dağı
Kuşun soluması,
Üç kulaklı kaplan,
Şarlotan
Akşam karanlığı
Köknarların çangırtısı
Ve ormandaki kümeleşme
Justine,
Bir Ispartalı gibi hızlı mızrağıyla
Süreyya yıldızına doğru uçarken güvercin
Ayasofya ve Yerebatan’dan geçiyor
Aşkın kanatları ne cin dinliyor, ne de Çin-i maçin
Ah çıldırtıcı çığlıkların ‘sapiensiyiz
Delicesine koşan
Düzensiz adımlarımız
Boynuzlarla, ışıklarla
Şeytanın fırtınasını parçalıyor.
İsa bu köye uğramadı yaygaraları
Tarkovski çiçeği
Behnan Şapolyo okumaları
Matriks ve döl yatağı
Engizisyon cadısı, Frankeştayn
Gagarin sokağında olup bitenler
God, Godot, Vizigot,
de Tott.
Pollution, mor tanrılar
Sms sinyaliyle öldürülen adam
Ve Tebriz’de
Kuyuya düşen Murat Paşa…
Dalay Lama, Cundişapur, Volapükçe
Kaldığımız Nepal oteli
Şaşırtıyla gözlemlediğimiz Roma Çukuru
Vesaire, vesaire, vesaire…
----------------------------------------------------------------------------------------------------
AMARCORD
'Orada / Hazar’ın altında / Sami ovalarında / leylaktan / atlar koşardı!..'
Laedri
'Atalarının topraklarını ateşe vererek, edindikleri servet üzerinden, insanlık için; hümanizm, erdemlilik ve özgürlük adına söylev veriyorlardı!..'
Zındıkların Risalesi. 894. Sahife
'Bunca acı çekmemiz,Tanrı’nın yokluğuyla açıklanabilir. / Tanrı'nın da egosu olabilir.'
Kirman Şah'ın Ay Gülü Methiyesi. XVII. Satır.
I
Agamemnon’un maskesi
Ve bir Degas atının silueti korkutuyor bizi.
Hiperbasitizm’i öğreniyoruz.
Kerülen deltası, Zela Cengi ve postülalar sorun yumağı!..
Nörolojik hasarlar onarılmıyor.
Deterjanlar, kirlilerimizden daha tehlikeli!..
Udumbara çiçeği hepimizden uzun yaşıyor.
Başparmağım yoksandığında, hiçbir işe yaramıyor elim.
(Kumruların gizlendiği diz büklümlerin, küçük bir ninni, minicik bir soneydi... Giyotin boynunu incitmeden, 'Van Houten Kakaosu' içiniz diye bağırmıştın!.. Umarsızdın. Deştikebir’de yakalandın. Kurbandın biliyorum ve Belucistan’a kaçtın. Ey şehinşahım, mavil kanatlım, cihanım, ellerin bu viraneye uzanmayacak mı, şol yasemenler rahvan olmayacak mı… Ey suruna yüz sürdüğüm, ey sureler suresi, gönüller nuru, güzeller güzeli! Sen benden geçtin ama -toprak bedenim olsa da- ben senden geçemem ki!..)
II
Gondwanalılar geldi!
Yeryüzünün en kısa öyküsüyle;
'İnsan ölüyor!..'
Serap ve şarap artık bir anı.
Mekanik beyin, organiği görmüyor!
Parazitler kişiliğimiz.
İnkübatörler koruyucu magmaya girmiyor
Elam küpleri, aşkın cebirini bilmiyor!
Bir Akad heykelciği ki yurdumuz;
Metropolitan artık!..
Mastodonlar, iyon motorları ve karanlıkların ölümüyüz biz.
Evren; tanrıyı, sorgulamamız için yarattı!
Ve zaman satıcıları diyor ki;
Her şey evcilleşebilir ama dilimiz yabansı!..
Ve işte Sargon geldi!
Kiliselerimiz Eleni seslerle çınlıyor.
İsrail İsa dili!..
Diyakozlar, vokasyonlar, vulgerizm kalübela!
Orada
'Hazar’ın altından, Sami ovalarına, leylaktan atlar geldi...'
Yarın
İskender’i bir filin hışmından, köpeği Peritas kurtaracak!
-Sonsuzluğu sonsuz bir tanrı duyusu doldurabilirdi!..-
Elektronik etle beslenen bir evrenin, evreniyiz biz!..
Matta diyor ki;
'Yaratan bil ki yaratılandır...'
Lazerlerimizle yağmur yağıyor.
Holifar bulutlardan öte!..
Boğulmayan filler ve cebrin Cebrail’i de!..
Her şey yolunda artık…
Ölüyüz
Ve
Son
Susuz!..
----------------------------------------------------------------------
FİCTİON
‘Kuantum mekaniğine göre
birbirinden çok uzaktaki cisimler
davranışlarını birbirine
göre belirliyor.’
Ölülerden duyumlar alıyoruz. Pseudomonas putida’yız biz. Kolumuzu üç metil grubu parçalıyor. Bakteriyel çoğalmaya uğruyoruz. Iowa’da -yapısı- enzim dolu kardeşlerim var. Ben test kurbanıyım.
Fareleri seviyorum, Michael Salvatore karşı çıksa da… Tau balina ve Epsilon’da dopamin salgısı artıyor. Hücrelerim ölüyor, ama beni yiyen bakterinin canlı olması gerekiyor...
H. Pylori’yi fareler yok etti, hepsi kütlesiz, işe yaramazlar artık. Sonuçlar hep aynı, konakçıların kolesterolünü üretiyoruz. Amiyotrofik Lateral Skleroz’a yol açan toksin, saunada bulundu…
Ziller bozuk, tropikal tahıl yiyoruz günlerdir. Araştırmalar var, diferansiyel dönüşten geçilmiyor ki!..
Kedilerin tümü ensest, Adem ve Havva gibiler. Opera kastrato, Droctulft, Avlonya’dan Irakeyn’e belagatı, Bow şoku, elektral dipol momenti, optik kovuklar, filtreler… Beklendiği gibi hiçbiri konuşmuyor artık. Üreyemiyoruz.
Plastike ormanlarda, metal pumalar başkaldırmış. Van Allen kuşağını sildiler. Güneş tacı, kütle atılımları, fırtınalar, hep aynı şey, aynı şey, aynı şey...
Dünya dışı varlıklar, bizlerle, tanrımızı yok edecek!.. Dna’mız soruyor, sayısız oymaklarla, Fermi paradoksu çalkantıları tek umut...
Ölülerimiz geri döndü, otuz derece ısı yayan samurların yanına; oraya yirmi çentavolukları koyduk. Sonuç ne olur, ısıtaç düzeneği bozulur mu?..
Oh, Arecibo mesajı geldi!..
---------------------------------------------------------------------------------
METRONOM
I
Uzayda oluşan hurda genlerimiz, bellek dolu odalarda, baryonik akustik salınımlarda, karanlık enerjilerde geçen günlerimiz.
Kozmolojik akıntılarda, görünmez maddede yüzen ejderha; golgi cisimciği, kuasarlar ve gökadalar. Spiraller ve spektrallerimiz…
Doğumunu izlediğimiz Plutarkhos, odaklanan polarizasyon, Kefren’le gelen İskender, çoğalan yıldız doğumları ve uzaklarda plasentalarla dolu ışık kirliliği!..
II
Hindibalar ve aslan pençeleri, gölgelerde, hijyenik dokusuyla baş döndüren komşumuz, ölümsüz Smyrna çiçeği.
Dokulardan oluşan nükleosentezler, düşlerden kısa süren nötron, soluduğumuz pus, kanatlanıp sönen gaz, kozmik arkaplanı gökadamızın…
Ölümcül ışımalar, Topal Halit ve Demirci Umar ve Mehdi’nin çığlığında, mutsuzluk ve umutsuzluklar
III
Boş notaları madrigallerin, altüst olan sinir uçları, kış üçgeninin incileri, gerçel sayınç, Panteon’da dokunan gökpar kümeleri ve Satürn büyüklüğünde tanrılar!..
Yörüngenin dışındaki gökadamız, yükselen zeppelin, görkül safralar, yavruağzı rengindeki gezegen, unutulmuş evren ve sanrılarla yücelen, yürekleri sızlatan anılarımız…
Wilkinson ölçerleri, yön bağımlılığı, dorukta gülen boomerang, örümcek ağlarıyla tozlu balyalar, geçmişi canlandıran şey ve ölümsüz Planck cihazıyla; dolunay yüzlü güneyli…
Güneşin karanlığında duran diyapozon, Pers aslanı, ölüs pars, yeşil yılan ve çivi çakılırken kanayan duvar…
IV
Kafesinde kükreyen ornitorenk, altın gagalı; ve uçsuz bucaksız yurtlağımız Tetis denizi.
V
(Yıldız kalıntısı gözyaşlarımız ve uzay tanrılar yaratır deyişimiz, bellek adaları, somvarlıklar, opak davranışlarla golgi aparatını adımlayan nörobilimler, doru kefre, organeller ve bose partikülleriyle, kukla ve kobaylarla, pleurodiralar ve peteklerin arasında salınan antivarlar, evrenuslar ve Mora'daki sonvarlık; nükleer gizin uyuttuğu, burçlarda soluyan, deltoit gözlü Grekler ve Morpheus!.. )
Trans yüzlerimiz, endoplazmik reticulum, vezikül ve sistemalar ve ağıtlarla
oyalanıyorduk!..
Rab proteinleri, sulfatalar, kinin ve gümüş iyodürlerle, Lûti Tarihi elimizde, dört nala koşan atların önündeydik.
Nörodejeneratif yaşam, potasyum, ölümsüz Argon, kuaternal ve komformal tavır, hipotetik dedüktiflik ve sisternalar bizi yiyip bitiriyordu.
Ve öğle üzeri duldalarda ve gölgelerde, analitik matematikten yemeğimiz verilirdi!..
VI
Herkesin bildiği o çılgın kuark, kansız, görklü takyon ve güneşin yokluğunda
Detroit’den gelen adam ve işte kanat çırparak uzaklaşan, güzelim Ankara’mız…
Biruni Sultanlığı yayını kitap, Nobel ödüllü grafen, Physics World,
Fulleren molekülü içeren ve bağ evlerimizde kaotik, çılgın sesiyle ötüşen,
çalı horozu!..
Piezoelektrik dünya, dönüp duran nitrat kristali, üzünçler veren Josephson denklemi, fibula kemiği aperatifimiz, soluyan dizkapağı, eklem ve kapasitörlerimiz.
Cooper çiftlerine yağan kar, sıçrayan Neptünel flüt ve yalıtkanların değiştirdiği, şeytansı doğa…
VII
Sırıtkan Feurbach çözümlemeleri, gözbebeği siborgların; gecenin derinliğini belirsizce adımlayan Musevi, Santa Barbara ekimozu, söylem kümeleri, akıntılar, yaralar, dişil bedevi, sarı yıldız, hangarlar ve meteorlar…
Gözleri ayetlerle çakışan ordu, melanj ruj, eskil tanrılar ve arkalarda gezinen, yaratılmışlar eskizi, o büyük tanrı!..
Tanrı parmağının materyalleri; labirentteki tanrı ve işte o... Tanrı’ya başkaldıran tanrımız!..
VIII
Doğudan gelen messenger orduları, sırtında sarnıcıyla susamış tanrı, sıkılan, çocuk tanrı, bölük pörçük geliyorlar, sular üstünde işte, öpüyor altın ayağını, titandan yayı, gülen yüzüyle, cenkçiler atası Hero!
Ve kurtuluşumuzun simgesi… Birbiriyle çatışan, 'iki zıt siyah renk' sanrılarla, tamtamlarla!..
İçiyor sıvıcıl dalgalanan otu, tek monarkı sonsuzluğumuzun, kırmızı gözlü Sullalar!
Ve işte, tutsaklığın sonsuz yüzü; görkünç ve tapınçla boyun eğdiğimiz, Amon Ra’lar!..
----------------------------------------------------------------------------
TLÖN
Karbon ışıldaklarıyla aydınlanan gecemiz.
Nosebo-plasebo etkisinde geçen günler.
Septisemi.
Hidroid koloniler, avcı canlıları, zehirler.
Antartika uçullarında kamp kurduğumuz çadır.
Yüz elli bar ozmotik basınç.
Hattuşa.
Sentetik elmas kürü.
İki yüzlü kertenkele, silolar.
Beş milyon G akselerasyonda yüzen karaca.
Ağlarda dal budak salan klonlar.
Morfinman jaguar, konuşan karınca, alkolik kalamar.
Bulaşıcı ve sağaltımsız dudak ödemi.
Penneria disticha'ya yolculuk.
Yavru ağzı nilüferler, tüfler.
Koltukta uyuyan Astra.
Bir bentik hidrozoa.
Kontaminasyon yöresindeki kalkışma.
Kombinesi bulunmayan No tiyatrosu.
Çıkışı olmayan metodolojik viyadük.
Animalia kingdomu.
Taşikardinin yok ettiği mandıralar.
Epileptik sahra.
Ve tünellerde izlediğimiz doyumsuz peyzaj.
Buz hokeyinden ölen canlılar.
Tüyler, elektronik malarya...
Sussex'teki glayöllü nişan töreni.
Beşinci Kennedy caddesi.
Eritoran kombinasyonu;
Kongo'daki.
Turritopsis nutricula.
Uzayıp giden Azak Denizi.
Endokrin reprodüktif surlar.
Siborg tarlaları, robotik ahırlar.
İmmün sistemlerinde yüzen çadır.
Bloglar.
Altın buzağı.
Pisi otları.
Kepler'deki ofisimiz.
Ve her yitişinde
Yeniden ürettiğimiz;
Sevgilimiz!..
------------------------------------------------------------------------------
IQ
Elektromanyetik tayflar ülkesindeyiz.
Kelvin derecesi ölçerlerimiz;
Fahrenheit 451!
Roche Sınırı ayın-
Ve mehtap
Apollon’un!..
Sevilla’nın sevgisi yetmiyor.
Proxima Centauri çok yakın
Elektriksel ark ve Milkomeda
Başedilmez konveksiyon duruluk
Ve mantoda unuttuğumuz Kerala!
Işık küreleri kaçıyor işte
Flareler-Usdışı parlamalar
Evrenus, renk delileri.
Ufukta Deştikebir şehri
Ve imansız çölyak kitleleri...
Hegzaflorid
Aşkabat aşkı tanımlayamıyor!
Nitrus oksit
Maktul Sühreverdi
Ve reenkarne üç kanadıyla
Tünüyor, Tus’lu Gazali
Tahâfut ul- Felasife
Tahâfut ut -Tahâfut
Mitokondrik opera
Vanderbilt!..
Minos kültü,
Kaçışan kabile, sinikler
Bulutlarda koşuşan kavim;
Tazı!..
Hüvallahüllezi
La ilâhe...
...
Ve gezegende unuttuğumuz
Mecelle!..
-------------------------------------------------------------------------
3. TEKİL KİŞİLİK
‘Tüm evreni zehirliyor / o altınsı sarılık. / Ve kurt deliklerinde işte / güneşleniyor som varlık!..’
(I)
O kaosun ejderi
sonsuz yoklukların
yok varlıkları.
Aksiyomatik kanıtlar
elemanter sistemimiz
asal sayılar.
Utarit gezginleri
İrrasyonaliteler
Ulam teoremleri
‘Zamanın her anında,
birbirinin zıttı iki yerde,
birbirinin aynı iki şey var!..’
Cebirsel topoloji
Hipotezler, tanıtlar...
Yüzü yok Apeiron'un!..
Nesturi astrolabı
Fields madalyası aldı.
Aeropeum betiği
som-krom renkli!
Poincare
İndex teoremi,
Perelman
Duns Scottuslar!..
Kanımda lenfoma geziniyor,
güneşimiz Aziz Killer,
altınçağ!..
Yüce Yara'dan bana,
ölüs yüzlü Alfonso’ya
sormuş olsaydı eğer;
Verimlilik geni;
kanatlarla gelir
Girit tekerleği
Akreditasyonlar
Rekonstrüksüyonları
Mikail’e benzetirdim.
Ey pleurodiralar!
‘Zamanın her anında
birbirinin zıttı iki yerde
esmeyen iki rüzgâr var…’
...
Biliyor musun Morpheus
gölgelerdeki yaşamımız;
Döner boyunlu kaplumbağalar!..
-------------------------------------------------------------------------------
3. TEKİL KİŞİLİK
(II)
Ahi-evreni zehirleyen, o altınsı sarılık, kurt deliklerinden sızıyor işte, orada güneşleniyor som varlık. Kaosun ejderi, Falcon-Dragon kapsülünde, sonsuz yoklukların, yok varlıkları; fulleren molekülü içmekte…
Orada, Ebul İzz, aksiyomatik kanıtlar ve elemanter sistemimizin asal sayılarını elinden kaçırıyor!.. Utarit gezginleri, irrasyonalitelerle, Ulam teoremlerine ağıyor ve püsküren kızıl korlar arasından Eyjafjallajokull diyor ki;
‘Zamanın her anında, birbirinin zıttı iki yerde, birbirinin aynı iki şey var!..’
Cebirsel topoloji haykırıyor, neye yarıyor bunlar, hipotezler, tanıtlar ayakta duruyor!.. Civan perçemi sorularla çoğalıyor ve görüyorlar ki; ‘Yüzü yok Apeiron'un!..’
Nesturi astrolabı, Fields madalyasıyla ödüllendiriliyor, Aeropeum betiği, som-kül rengini açıyor ve gözyaşlarını tutamıyor Bleda!.. Poincare, İndex teoremi, Perelman beraberce bekliyorlar orada ve gülümseyen ellerini öpüyor Duns Scottus, cinsiyetsiz yarı tanrının!..
Çağatay Hanı Tarmaşirin, Hz. Ali'nin bahçelerinde geziyor ve kanında lenfoma yüzdüğünü söylüyor, güneşimiz Aziz Killer, dayanamıyor ve başlatıyor altın çağı!..
Kovuğundan çıkarak diyor ki o; Yüce Yara'dan bana, şu yaşlı Alfonso’ya sormuş olsaydı eğer; Verimlilik geni, kanatlarla gelir, Girit tekerleği, akreditasyonlar, rekonstrüksüyonları, Mikail’e benzetirdim!..
Ölüs yüzüyle bağırıyor Mutasım ve çağlıyor birden; Ey pleurodiralar, döner boyunlu kaplumbağalar!
‘Zamanın her anında, birbirinin zıttı iki yerde, hiç esmeyen iki rüzgâr var!..’
Biliyor musun Morpheus, Milkomeda’da umarsızlık içindeyiz ve soyumuz tehlikede…
Ve yazık ki işte, yıldız adaylarının içinde ağlıyorlar;
Döner boyunlu kaplumbağalar!..
------------------------------------------------------------------------------------------
GELECEĞE AĞIT
(Z Kuşağı)
Mekatronik bir zaman içinde,
-konuşan maymunlar-
ve ortografik şifrelerimiz.
Harf kombinasyonları
sayımsallar
ve işte Alice’in Harikalar Ülkesi’ndeyiz!
Üçüncü evre sona eriyor artık
siber uzay simülasyonları
second life, microsoft, avatar
ve bal kuyularında uğuldayan arılar!..
Yaklaşan sisin -bilinci- varmış gibi
son didaktilosu uygarlığın
bilgeler ve zalimlerimiz.
Alfa, beta, zeta
zirkonyum ve zerolar yaklaşıyor işte
atropin ve belladona
ve yengeç yürüyüşü yapan sensörlerimiz!..
Melezleştirilmiş gerçeklik
ölümsüz tek tanrısı radyasyon meleğinin
hipoklorit, peroksit çalkalama
kuzenimin üç ayağı madura!
Sahibesini gezdiren kedi
komşu ziyaretine giden köpek
hydralar, Venüs kuşu, tazılar!
Yaklaşıyor siyah gecelerimiz
Yanan ormanlar içinde geyikler ağlıyor...
Ve tanrı parmağından yoksun ellerimiz!..
----------------------------------------------------------------------------------
SODYUM
'Aylin Güven için...'
Anılarımız tanrılar gibi soyut
ve moleküllerimi görüyorum.
Kara madde, tanrı parçacığı,
yürüyerek geliyorlar
ve hologramda beliriyor görüntüm.
Evren, onlar ve ben
-ve ikili sarmal-
bir bilgi yongasıyız.
Umarsız matriks yığını.
İşte planörlerimiz uçuşta,
zeplinlerimiz yeli bekliyor.
Oksijen yurtlukları, dijifreni
ve kampüslerimiz
Nitrojen ülkeleri,
Sealand ve devletlerimiz...
İşte, İsa Reis gambotu bulutlarda,
on knot hız yapıyor.
Art taret yuvası; uz evrende yaralı.
Genoalı leventler, Utarit’te yüzüyor.
Beş sigma sayısal anlamlılık,
durgunluklar denizi
ve ağların akışında,
dönüp duran Pön incisi...
Ebabiller çekirge ayağı getiriyor Sultan’a
Kırlangıçlar su taşıyor Süleyman’a,
Dna!
Ve işte ölümsüz Soğdlular bakıyor;
Bir gün ve Monark kelebeği
Buran yeli, buzağı, tuz ve buz.
Ve beyazın değişik tonlarıyla,
Merton’un bilgeleri.
Ve işte soruyorum onlara
ve işte böyle, işte göründüğü gibi böyle;
Çorak ve susuz
Mutsuz muyuz?..
------------------------------------------------------------------
CALLİSTO
Babel'i irrite eden planetlerde bowling oynuyoruz. Parabolik bir eğri çiziyor siliyer ve iris. Üveit tabakası ayın içlerine doğru gidiyor. Eşikte kapitülasyonlardan söz ediyoruz. Güneş sisteminin sınırında, stres altında yaşayanların, Lugero etkisini düşünüyor Helios...
Helyopoz gülümsüyor.
Yıldızlararası uzay diyoruz, ne gülünç, ne gülünçmüş. Ne büyük bir yanılsama değil mi Techne!Paleologlar gerçeği çözdü, Kiropedia'da yazılıyor olanlar. Beş sigma düzeyi besin ağları, Go canlıları, Hidrotermal uçurumlar, teleport ve ağlar...
Bulutlardan beyaz, tan atımından diri; Ve gün batımı denli üzünçler veren Gallipoli... Günah çıkartma katedralleri, siy'ak delikler, Maddeyi içine çeken, püskürten, görünmeyen gerçekler. Parodi evrenler, yurtluklar, yansımalar, gökadalar...
''Yeryüzü bir sınav yeridir, gerçeklik başka yerde / Ama gerçeğin olmadığı yerde, nasıl var edebiliriz gerçekliği...''
Makyavel geldi!.. İşte format çağları, eşyanın duru tadı, Hamam böcekleri, Kafkalar. Örücü, bükücü Argonotlar, Tuğrul kuşu, amipler,
Ufuklardaki us yorucu!..
Zaman yaşamdan değerli, Delice isterler, duyu bahçesi. Satrap Ardeşir, Sonsuzca ayakta duran ölümsüz Bukait.
Boşluğun yansısını yankılıyor Ardıç kuşu!
Evren; dönen, sonsuzluğu içine çeken, kıvrılmış,
Kıvrımları savrulan, iç bükey ve dış bükey bir aynanın yansısı.
Yokluğun varlığı...
------------------------------------------------------------------------------
DEMANS (1999)
'Doris Maria Weigl'e
I
Mavi duvarda, cesedimi görüyorum...
Ayak parmaklarımız düşüyor!
İnsanlar çocuk yaşta ölüyor...
Hızla hareket halinde karidesler.
Denizin içinde, binanın üçüncü katı duruyor.
Duvarlar midye ve tunikatlarla kaplı
Deniz yıldızları!..
Dalışa eşlik eden kalorifer petekleri, su boruları.
Çamaşır makinesi, kolonlar.
Bulantı içinde çınar ağaçları.
Kumlar, deniz marulu, salyangozlar.
Evsel-endüstriyel atık, deniz atları, iğneler.
Görüşü karartan mercan, kalamar yuvaları...
II
İnorganik maddeler, petrol yağları, su altı çayırları.
Ommatidium gözler, taban zarı, tarım atıkları.
Silindirik kolon.
Hipparion, elastomerik polidimetilsiloksan
Esnek silikon.
Fotodiyot, osteokondüktif gereç
Biyobozunur polimerikler, pikseller.
Spinal füzyon, kolojen.
Plaklar, kafesler, vidalar.
III
Polivinil klörür, fosforesans, parabolik rotalar!
Deniz dokuzgözlüsü, Türkmen çıngırağı, siyanokrilat
Simülasyonlar
Simulakr.
eARTh!..
Demansif hard.
Dişil damar, aşkın eril cenini, hipokondri...
...
Mavi duvarda cesedimi görüyorum.
Ayak parmaklarımız düşüyor!
İnsanlar çocuk yaşta ölüyor!..
-----------------------------------------------------------------------------
KONUK
Mikroalgler, chlorella ve protozoalardayız
Orman faresi ve çayır köpeğiyle
Çoklu evren sorunsalını konuşacağız.
Çelyabinsk'i özeleştiri eşiğinde
Siyanobakteriler, klorofitler, haptofitler
Şatodan düşen leğeni soruyor.
Torero ve Madrid, Paris ve Parisien
Longin ve Londra, pelerin ve Berlin,
Del Kano ve Merkator,
Nippur günlüklerinde.
Sibir tundrası siborgu, orman atları,
Dağ otları, Trafalgar'ı sorguluyor.
Vespuci banliyölerinde kanibalizm artıyor
Korkuyor Paul ve Virginie...
İskandinav inuiti dış satımda
İnsan öz beninin parçası ama
Yeni para birimimiz bitcoin ve
Maykop vazosunun periskobu yitti.
Fukushima'nın su altı planörü çalışıyor
Helyum ve etanol yoğun
Ponomarenko sağlığına kavuştu
Kan hücresi sayımda,
Digital kitaplar sonsuz hızda
Sıfır gigabayt ve sıfır data tek amaç
Sinir sistemleri, android telefon
Ve omurga dizileri uydu parçalıyor
Protectorlar önlem almıyor
Asetilkolinesteraz, inhibisyonlar
Zehirli pestisitler ilgi odağı
Auroraborealis, auroraaustralis
Sarin almacı, nöron sinapsı, eritrosit
Ve organofosfat, total etnik ayrılıkçılar.
Lir yıldızı ve alveolat kolonisi
Heterokontlar ve yedi uyurlar, konuklar.
Hovercraft gezdiriyor onları.
Nöromüsküler parçalı bir dünya var
Biri Çin'de, -her an paralize olabilir-
Her an birleşebilirler!
O büyük çözüm bekleniyor yaşlı gezegende!..
---------------------------------------------------------------------
SONNOS
Dağın doruğunda uyuyordum. Yeşil suların içinde yılan düşüyle. Aşil topukları tinin çığlığına vuruyordu. Stoacı bilge ‘harf düşünüyor’ diye bağırıyor, Diyojen, bir avuç drahmi için kimden aldıysan ona ver buyuruyordu. Cinsiyet değiştiriyordu iki yüz, gizençle doyunuyordu ece. Tunç başlıklı kör bir galeride, kargışlanıp duruyordu tümce!.. Başkalaşım içinde kuzey bir nötron, artı yüklü protona dönüşüyor... Köpeksi durur, demir çayırda çini akasya. Tin çiçeğine bakar tün çocuğu, şeytani ışık kül renk gözünde, Megaralı sinik ‘Gökteki kartalın devindiği bu işte ilk tözden beri’ diye haykırıyordu. ‘Arıyorum dudaklarının taşını, boşalıyor yalnızlık şarkısıyla lepralı adam’.
Granit kayalardan ölüs mavi suyu içiyordu. Sessizlik içinde giyiniyordu Selene!.. Corot, cinssiz eceyi soluyor, Sisifus metan denizlerinde koşuyor, Diana, kuzey yelinin gözyaşlarında hıçkırıyordu... Akıyordu bulutlardan nötrinolu yılgınlık. Çağdaşlık papirus dolu çığlık; demiri çiğniyor Hephaistos, basamaklı ada kıvranıyor. Koş Penelope koş diye bağırıyor Hekate, örümceğin dudağından sarkıyor evren. Kunt mavilerle, sarı sara tüller içinde, tüylerini savuruyor Menkalinen...
Abd Yeğuş el Harşi at üstünde ölürken, Pers aşığı doğuşuyor Kerela’da. Samanyolu, ada evren, saltık tanrı sarışıyor birbirine. Akrisios Danae’yi tunçla kapatıyor. Zeus altın yağmurlarıyla kızı gebe bırakıyor... ‘Makine bizi aşağılık işlerden kurtaracak tanrıdır!’ diye haykırıyor Perseus. Şiir tanrısızdır diye çığırıyor Mars!.. Propan gazı soluyor ve ölüyoruz işte... ‘Aşk artık burada oturmuyor.’ Kuşaklar boyu, döl suyu, kara dua ve hınç içinde, kesiyoruz Demokles’in kılıcını, atarcalar arıyoruz karancıl gökte. Yitimsiz zamanlarda gürzler, kalkanlar, helikonlu şarkılarla... Gün doğusunda, güçsüz et, soluk yel, sıvı sızı; Gölgelerin ağzında solurken uykuları; Yaşıyoruz işte kutuplardan kutup, Dor korularında artık!..
(Orada fotonlar rüzgarıydık. Tesla’nın tinine tütsüler yakılırdı. Değirmenin terazisi elektron yontusu. Buz dağları plankton geçidinde. Bulutların hızı düşündürüyor.
Kasırga kırmızıydı pazar yerinde. Göz yaşları süt olurdu Roksalan’ın. Bizanslı atlı saçlarını onarırdı. Gorgon paraşütüyle inerdi gizemli kaz. Karanlığın peçesi dağıtırdı beyaz eti.
Uyanırdık!
Arakne,
çırpınır
çırpınır
çırpınırdı...)
------------------------------------------------------------------------------------------
CANİS MAJÖR
(I)
'Fergana gibi ekinoksların presesyonunun, güneşin apojesini etkilediğini savunurdu.'
Sabah güneşiyle, aşk atomlarını serpiştirip gidiyordu Pan!.. Yürek ışıldıyordu. Altın bir ok savruldu koruluktan... Sonsuz sayıda sonsuzluklarımız vardı, İngiliz jacketler, Hırvat kravatlarımız, Danton ve Mesih, çelik mezarlarımız. İşte öç butonlarımız, sümbül dereleri, süsenler ve güllerimiz...
Her şeyi kapsayan sonsuzluk orada, sonsuzluğun sonunda ne var, renkler içinde Tanrı mı… Sonsuzluk, sonsuzluğu kapsar mı... Karbon salımları korkutuyor, şu otlar zehirli, deve dikeni elimi kanatıyor ve yakınlardaki Levi Ben neden böyle hem yüzüyor, hem ağlıyor... Konkav uzuvlarımız konveks aynaları görüyor, karanlıkta ışıyor radyum ve söylevler veriyor yine ölümsüz Sulla!.. Medyatik dokunuşlarla ay soluyor, ölüm kibirdir diyor Tarkovski… Silena stenophylla gülüyor, Meryematik vardiya, valin, lösin ve triptofan toprağımızı ürkütüyor.
Kapalı evren modeli algılarımız kapıda ve peliküller ve Kâsîyûn gözlemevi kaçıyor işte!.. Kafeste beslediğimiz ejderha saldırıyor, ölüyor kederle Vernier ilkesi, dehşetle görüyor Magdeburg deneyi, işte Sokak'rateslerimiz, alaylı bakışlarıyla İhanlı cetvelleri, delirium ve Şehrazat aynada… Ve kansevici Harun’un elleri, tadılmamış tat yoktur diyor sarayında!.. Pasla yürüyen organizmalar, uluyan ayet, ululanan Havva ve Eloah günlükleri. Velpecule, her gece saplandığımız trend ve sinemalardaki evrenin bebeklik günleri…
Afgani çarşılarımıza et yağıyor geceleri, tasalı vagonda gezen Babil, Canis majör; elektronik insanatlar, siborglar, Asya'nın gönülsüz eceleri ve günahkâr Tanrı’nın gururla taşıdığımız çelenkleri!.. Öne eğiliyor başlarımız, genç ve yaşlılarımız, uslanmaz deli, usanmaz Ayla, tarantula ve kördüğüm örümcekleri… Huzursuz ayak sendromu var halamda, bir türlü orgazm olamıyor görümcem, tasalanıyor teyzem, chengen lohusa ve başlayamıyor Vâlâ; arı başlı Opus Majus’a!..
Ama bir soru; Convivio’su Dante’nin devrimi nasıl etkiledi, şafakla yürür saklambaç otu, at kuyruğu yiyor 3. kattaki veteriner, kristalografiler getirilmedi, yıldız yuvaları sönecek, palindkromik olan iyi gelir değil mi, holün güreşinden ilaç yaptılar, sarı akıyor kanımız ve çisentiyle yağıyor Macar yağmurlarımız!.. Depresif salınımlar yeni yetmelerde, Vrangel’in vaazı dinlenecek öğleden sonra, eskiv sarhoşluğuymuş haşhaştaki, boksör demansı baletin menüsküsü, nematod organizmalarla, alttan baktığında yokuş, üstten baktığında iniş karnavalı başlıyor ve karartıyor göğsümüzü Moliere ve tiyatrolar kapalı, ne zaman başlayacak Anastasia, Soloz’un Mavalı!..
Üçüz kumruları vadinin ışıldıyor, stüdyolar kayrayla kanını içiyor denizin ve burada bir korno dinliyor rindi düşlerini Nabi’nin... Çavdarmahmuzu otlar aparkatlarda, eğrelti otları havariyi saklıyor, ölüs bakışlı kerkenez ölecek mi diyorsun, kelebek, tente, Maturette, kaç şarkı mırıldanır bir klarnetle... Prokaryotik olanla, Ptolemaios astronomisi, elongasyon açıları ve açık değirmen çerçeveyle süs!.. Erguvanlar kombide yıkanıyor, Touluse Lautrec ahımız, akut pankreas tanılarını tanımıyor, evrenimizin rengi yok ki, cinsiyet cellatları da işe yaramıyor…
Kuartet ve Balthazar, torpidolardaki bahar gülücüğü, bulutlar, yivli minareler ve Caferi kanal kaos içinde… Atalarının döllediği Mikyas el-Cedid’i tanıyor musun, nekrotrofik funguslar nerede, Hirfanlı barajı, yamalı pontir, kırk dekametre ve Bavyera birlikte şiirler yazıyor, öncülerimizden Sevillalı John ekinoksu biliyor belki; ama Cremonalı Gerard, civalı adamların faizini yiyor!.. Ateşin yuttuğu surlar, deli Meryem ve Regiomontanus’u etkileyen Sacrobosco ne zaman varlar, Kartaca, Çökelez, Gül A’şa ve işte anılarımızı alkışlıyor evde kalmış kızlar!..
Ve gör ki Tanrı geliyor işte, sıra dışı ve üç ayaklı, şarponu taksana abla, sürecek mi yargılar diyorum o an, otistik, otoistik hesaplaşmalar, Öjeni arkaya geç, not verilecek, sınıfta kalma sakın, ağlama proletarya ve banknotla kösnüyor aygırlar ve huşu içinde şarkı söylüyor işte hoplit, sağılan sığır ve beygirler boynunu uzatıyor Balyan ailesiyle ve paladyum çanakları faz diyagramında kurban oluyor yine, çağırın ss’leri diyorum ben ve carabinieri ve kalabalık, alabalık ve görkül kahkahalar, gözlerinden ay fışkıran, altınpost, venerendam ve işte dümeni verdik yekeye, nerede Lestrigon ve ey yüce Sezar; kaç pound Pound, güneşin doğduğu geceyi öpüyor Tanrı’nın elleri ve günah ve sâlâ dolu mezarlarda, erselik ışıklar içinde, yine ölüyorlar işte; Teknolojik çekime kapılmış canlı türleri!..
--------------------------------------------------------------------------
CANİS MİNÖR
II
'Fergana gibi ekinoksların presesyonunun,
güneşin apojesini etkilediğini savunurdu.'
Sabah güneşiyle,
aşk atomlarını
serpiştirip gidiyordu Pan!..
Yer ışıldıyordu.
Uçan bir yaprak geçti
kalbimden...
Sonsuz sayıda sonsuzluklarımız vardı
İngiliz jacketler
Hırvat kravatlarımız
Danton ve Mesih, çelik mezarlar
öç butonlarımız.
Acılı süsenler
sümbül deresi,
güller!
Her şeyi kapsayan sonsuzluk
Sonsuzluğun sonunda ne var
Renkler içindeki Tanrı mı…
Sonsuzluk sonsuzluğu kapsar mı...
Karbon salımları
Deve dikeni - otlar
Yakınlardaki Levi Ben.
Konkav uzuvlarımızda
süzülen konveks aynalar
ve geceyi aydınlatan Sulla
Medyatik dokunuşlar
ayın sesi.
Tarkovski!
Silena stenophylla
Meryematik vardiyamız
Valin, lösin ve triptofan.
Kapalı evren modeli algılarımız
Peliküller, Kâsîyûn gözlemevi
Kafeste beslediğimiz ejderha
Vernier ilkesi,
Magdeburg deneyi
İhanlı cetvelleri, Şehrazat
Ve onun cennet dışında
Cennet vaat eden elleri...
Organizmalar, ayetin gizi
Velpecule, her gece geçtiğimiz trend
Ve evrenin bebeklik günleri…
Afgani çarşılarımız, Asyalının sesi
Canis majör, tasalı vagon
Ve Babil yazılı Tanrı’nın yüzü!..
Öne eğilen başlarımız
Delilerimiz, tarantula,
Sözcükler, yaşlılarımız…
Huzursuz ayak sendromu
Orgazm olamayan görümcem, chengen
Ve bir türlü bitmeyen Opus Majus.
Convivio’su Dante’nin; karanlıkta
Eğrelti otları, at kuyrukları
Kristalografiler, yıldız yuvaları
Palindkromik olan, holün güneşi
Macar yağmurları!..
Depresif salınımlar,
Ebrugil'in vaazı
Eskiv sarhoşluğu haşhaşın
Boksör demansı baletin
Nematod organizmalar...
Aşağıdan bakarsam yokuş
Yukarıdan bakarsam iniş!..
Üçüz kumruları vadinin
Ve burada, işte şurada
Rindi düşleri Nabi’nin.
Çavdarmahmuzu otlar
Ölüs bakışlı kerkenez
Kelebek, tente, Maturette.
Prokaryotik olan
Ptolemaios astronomisi
Elongasyon açıları, açık değirmen
Touluse ve Lautrec
Ve ahlarımız, akut pankreas tanıları
Evrenimizin rengi, sevi günlükleri
Kuartet ve Balthazar
Torpidonun bahar gülücüğü
Bulutlar, yivli minare
Ve Caferi kanal...
Atalarımızın döllediği
Mikyas el-Cedid
Nekrotrofik funguslar
Hirfanlı barajı, yamalı pontir
Kırk dekametre Bavyera
Öncülerimiz Sevillalı John
Cremonalı Gerard
Yaşanmayan şeyler...
Ateşin yuttuğu sular
Deli Meryem, Gül A'şa
Regiomontanus’u etkileyen Sacrobosco
Kartaca, Çökelez, Miyase
Teknolojinin çekimine kapılmış canlı türleri!..
...
Ve sonsuza dek, yarım kalan anılar!..
-----------------------------------------------------------------------------
DÖNGÜLER
Kameriyelerin orada oturuyor, reomür deneyini sürdürüyorduk.
Mobius merdivenlerine doğru biri geldi.
Higgs bozonu nedir diye soruyordu!..
O an ‘Tanrı Parçacığı’ karıştı söze;
Aradığınız benim.
Zaman geçiyordu.
Geleceği anımsıyorum!..
Ay ışığında ölüler sunağı kirletiyor
@ kitaplar, pepler ve yitmiş anılar Delphoi'ye giriyordu.
Sonraları @ kitapları alan kalmadı, agoralar kapandı.
Çipler belleğimizde her tümseli var kılıyor.
Ve firmalar, tekiller, laklar olmayan şeyi satabiliyor.
İguanalar, selentere, bukalemun, kertenkele
Depolar, ambarlar, antrepolar, silolar
Faunus’un planeti, ahırlar, kometlerle, zombiler
(Ufolar, elipsoidler, lusiferler)
Seralarda yokluğu var kılabiliyor
Varlığı-yokluğa benzetebiliyor.
Onlar belleğimizde yer değiştirirken;
Bilgi ve bulgularımız, okyanusta yüzüyor.
Anlamsızlaşıyor, anlamsızlaşıyoruz.
Anlamsızlaşıyor tin ve tün!..
Şeyler, kadmiyum sülfit
Kaç gün sonraki dün,
Pikselin çözünürlüğü
Konfigürasyon rölativite
Kalifikasyon pandatiflik
Pikaresk; pitoresk palyatiflik.
Serotonin, norepinefrin, plasebo etkisi...
Bulutlardan iniyor Macellan yelkenlisi
Apaz seyri, körfezli yeniçeriler, Uluç Ali
Kelam okulu, ulular ulusu Mutezile
Tenzile, Sekine Hatun, Aişe.
Dönüp duran eskil çark, sonsuzca tutsak kuark
Kuvözde büyüyen Ksantippe, kuaför Cassiope...
Arka sokakta yaşayan ankormanın lobu alkaliye dönmüş!
Ve petri kabındaki hücreler, ölümsüz virüs
Fukuşima'da; mutasyonel kelebek, koriyonik villus...
Oh, Tanrımız geliyor!
'Fotonlara dönün'
Bunca parsek boşuna konuşmuşuz...
Gauss!..
---------------------------------------------------------------------------------------
HERMES ÇAĞI
'Yalnızca dil evcilleşemez.'
İşte ölü tenlerimiz ve toz olan fosillerimiz
Ölümden önce tanrı, ölümden sonra hiçlik
Her canlı kevseri tadacaktır yazıyor balbal taşlarında!..
Geçmiş ve gelecek anılarımız
Erendiz’den dökülen yapraklar gibi
Ay ışığında parıldayan haçlar gibi
Paralel evrenlerde yüzüyoruz artık.
Sıkılmaktan sıkılıyorlar orada işte
Her şey aramızda olup bitiyor işte
Zühre’nin zamana dokunuşu neyse
Tarihe ve atlasa dokunuşu neyse
Çipler belleğimizde yer değiştiriyor
Ara çağlar ve gekkolar
Dakotalı zenci ve Viktoryalar
Titansı gövdesiyle yükselen Sharp dağları
Ve dorukta Godzila’nın ırmaksı anıları
Sıkılmaktan sıkılıyorlar orada işte
Her şey aramızda olup bitiyor işte
Atların üzerinde görkemle duran Marslılar
Uranos’un Venüs’e sevdası gibi
İnsan başlılar, okyanustan öylece çıkıyorlar
Pluton’un ak tolgalı hakanı
Neptün’ün güneş börklü kağanı
Alkışlıyor onları saz bülbülleriyle, martılar
Merkür’le Zuhal işte kol kola;
Ve zehirli çiçeğimiz; elektronik yamaçlar.
Sıkılmaktan sıkılıyorlar orada işte
Her şey aramızda olup bitiyor işte
Mojave çölünde uçan Kızılderili
Krallar, majesteler, Louis’nin soylu kanı
Kum elejilerine döktüğümüz gözyaşı
Paratonerler, Teslalar, On Emir ve Franklar
Ve gökdelenlerde parlıyor, Mesih’in Vatikan’ı
Sıkılmaktan sıkılıyorlar orada işte
Her şey aramızda olup bitiyor işte
Ve kavimler geçiyor; Godot’da geliyor artık
Melekler, şeytanlar, yakutlar ve elmaslar
Anti tanrımız Anubis’de geldi işte, en önde
Her canlı seviyi tadacaktır öyleyse
Her şey başladığı gibi bitiyor Sekendiz’de
Hiç kimse, hiçbir şey bilmiyor gerçekte
Herkes, her şeyi biliyordur belki de
Sıkılmaktan sıkılıyorlar orada işte
Her şey aramızda olup bitiyor işte.
-------------------------------------------------------------------------------------
PROXİMA
Berenice'deki provamızı bulamıyorlar.
Sonsuzluk artık somut, ölüm ise kavramsal.
Minerva'nın öngörüleri lineer mi?
Geçen gün Larissa'dan geldiler
Opossumlar, gardenyalar, kediler;
Bulut kentler, yapay güneş, deniz kolhozlarının
formülünü istediler.
Gökyüzü anıtlarla dolu, stratosfer kapalı, anayurtlar antrepo.
İşte Virgo, ulular ulusu, son sanrımız
Plantasyonlarda geziyor;
-Sıfır ötesi bağımız.-
Asal sorun; kara delik-ak delik, kurt deliği!
Platon; -yazılı bilgiyi-
Sokrates; -bellekte tutmayı- önermiş
İki ayaklılara...
Yazı sonsuz bir tembelliğe evrilirmiş.
Orada
Zamansız zamanlarda dişlerimizde elmiş.
Uydular uydusu Terazi'de; üç ellilermiş ilk parola!
(Formatörlerin geliştiği çağlarda, ışınlama istasyonlarında yığılmalar olurdu. Yaşam formasyonlarının alabildiğine değişeceğini düşünemezdik. Cinsiyetlerde azalmalar olacağına, çandırların çoğaldığını görüyorduk. Fiziksel özelliğimiz ise usa sığmaz boyutlarda, kimimiz kanatlıyız, kimimiz ayaklı, kimimiz de kulaklı!.. Öngörülerimizin tümü doğru çıktı. Yaşamın hiçbir tansık barındıramayacağını anlamış bulunuyoruz artık!..)
Sonsuz yanılsamayı yine de çözemedik
Kesintilerle dolu uzaysıl periyodumuz.
Eksenel ve radyal optiklemelerle
Yoksanan medulla ve granürlerimiz
Sıvıcıl formaldehitleri bitirdi.
(Spica ve Regulus'ta ki yelkenlilerde pruvalar yenilenecek, Pallas ve
Vesta'da tarıma geçilecek, Ceres'teki popülasyonlar devredilecek.)
Galileo çevren dışındaysa da, Averroes sızlanıyor.
Urasil ve guanin, doğal fotonik yapılar
Hipopotam; şu bizim ırmak atları
Rejenerasyon ve dijitalizm, eğimsiz yaylar çiziyor.
Rezonanslar ve Grover algoritması saltık umar
Sirrah'tan atonal sesler geliyor
Bireyler birbirini siliyor; ufukta spinler atıyoruz.
Ve istersek ölüyoruz artık, dilersek yaşıyoruz!..
?..
--------------------------------------------------------------------------
ROBOTİA
Burada, gerçekliğin en yalın söz olduğunu biliyorum.
Tinlerimizin protez olduğunu, yüreklerinse sönük.
Burada, ateş hortumlarıyla, yangın şeytanlarıyla; onları yıkıyorlar!
Ah, bilmemek değil, bilmek özgürlük...
İşte kaplan postuyla geliyor yarıtanrılarımız diyorum.
Ve bilmiyorum gözlerim gerçekten kimin?
Diller başkasının, düşler başkasının…
Salt ayaklar mı benim.
Ve işte sabahları arya ile uyandıran Alyoşam.
Çılgın kardeşim!..
Burada, hidrojen ve titanyum siloları yeterli mi, soruyorum?..
Karbonier canlılar, robokoplar, abaküsler geldi mi?
Siborglar, simulakrlar, Merküroomlar var yukarda…
Soruyorum, buradaki ilk komşumuz Cindy, kül kedisi mi?..
Masalı şövalyeler akredite ediliyor burada-
Köşeli levhalar hazırlanıyor dur duraksız
Ovaryum yüzler, küremsi gözlerle!..
Bu gece, her şey yolunda mı acaba Mısraim’de?..
Rana, salt general mineral, ak metal yorgun.
Kanını görebiliyor musun totolojik karanlıkta!..
Paralel evrenler, karanlık maddeler, karanlık enerjilerle, haykırın işte!
Kurt deliğinden geçebiliyoruz artık!..
Yine de soruyor Isadoram, o kırmızı gözlerle!.
Bir zamanlar burada, bu gezegende,
Gerçekten yaşadı mı?
Afife Jale!..
--------------------------------------------------------------------------------------------------
REDOKS
Thuban yıldızının içlerinden, Tukan’a doğru gidiyorduk. Malagalı İbn Baytar, üç boyutlu manifoldlar ve tropik kuşlar yanımızdaydı. Kapsülde bir elektrik parlaması oldu. Kobaylardan üreteç sağlayan Faraday geldi. Çarpmayan elektrik kuramına çalışıyordu. Sorun bitti.
Bir süre sonra ışık tayfı çözüldü. Ekranda Kserkses’i izliyorduk. Parıldayan ovaya bakarak, yüz yıl sonra bu savaşçılardan geriye hiç bir şey kalmayacak dedi. Ortaçağ’a gelmiştik. Eriugena’yı, kalemiyle öğrenciler öldürüyor, yapraklarına dokununca esinti veren ağaçlar yürüyordu.
Katalizörler devreye girdi, redokslar hızlanınca uyku saati geldi. Bin ışık yılı öncesindeydik.
Düşlerimin bahçesinde, bir sinema vardı, sardunyalar begonviller arasında... Arka sıralardan Tarkovski geldi, kabinden bir arkadaşıyla, Behlül Lodi ve sonsuz kere doğmuşları soruyordu.
Yunusî bir dil konuşuluyordu. Bazı eşyalar yosun tutmuş, dış surlar çürümüştü. Genomlarımızı yıkayan bir güneş vardı, yağmurda yeşilimsi bir çamur akıyordu.
Sandalyeler işaretleşince dışarı çıktık. Uçsuz bucaksız kozmos bulut rengindeydi.
Gerçekleşen şey bilisizce olamaz, öylesine bulunamaz!..
Barbiana okulunun önünden geçiyorduk.
Fil soneleri ve Hendel düetleri başlamıştı. Tepelere doğru yürüdük. Federatif Metropoller dönemi kapanıyor, Bağımsız Kent Devletleri dönemi başlıyordu. Konstantinapolis, Tokyo, Paris!.. Beklenen çağlar ve kozmopolit yurtluklar…
Merdivenlerden söylenerek, Kabil içeri girdi, Habil silindi ama kimse bilmiyor dedi!
Ve o vahyetti; Toprağa düşen kanın sesi, gerçeği bana iletiyor!..
Solventler, aldehitler, ketonlarla yıkadık onu...
Sarah, ''İşte böyle yapıldı, tarlayı iyi süren Habil'in cenaze töreni''
diye haykırdı, böyle geldi kardeşliğin sonu…
Yine de ‘Songün’ gerçekleşmeyecek, çünkü bu -Tanrı’nın sonu- olur dedim!
Polisapiensler Cern tünelini ele geçirmişti.
Onlar ki, modern monarşistlerdi!..
İşte orada saklandıklarını biliyorduk!
Günah volkanlarından geçerek bakıyorlardı!
Ayakları buzağı ayağı gibiydi!
O tuzsuz Gomoralılar diye çığlıklar attık!..
Akıntılar içinde masalsı zamanlara
Düşler ötesi, bambaşka dünyalara
Us dışı, o sonsuz boyutlara doğru gidiyorduk!..
-----------------------------------------------------------------------------------
BASİC SANRI
Metronun Mecidiyeköy çıkışında tanrıyı gördüm.
Aşırı giderler sorunsal; cennet ex olacak dedi!..
Moravya’da kalkışmalar varmış,
Uranus’a taşınmak istiyorlar.
Dunkirk’te benzer şeyler oluyor,
Rutin gösteriler, proletarya yürüyor!
(Ah, evrimin kritik noktasında durakladık,
siborglar insan ırkından ilerde,
belki de, yeni bir Bakire Meryem gerek!..)
Manyetik kastlar, manyetik odaklar, manyetik alanlar var.
Para, ufukta panorama!..
Vaniköy’de Midas oturuyor, yine saklıyor kulağını...
'Aurum' düşkünü Krezüs, yüzünü güneşe dönüyor
ve ekrandan çıkarak -gecede- kırları geziyor.
Dün Freud’u getirdiler, Çin denizinden,
Tin için projeymiş, başarırsa dönecek.
Gün batımı, cennetin bayındırlığı için ihaleler,
Varlık düşkünleri ölebilir diyor yüce peder!
Akitanya’dan geldiler mi, tuhaf donanımlı gladyatörler?..
Neofizik bir tutkunun afyonlaşması için...
Ah, Şems’de geliyor işte,
Yengeç dönencesinden, bulut rengi semazenler!
Uzakta, ölüm-yaşam ağı, dağları, ovaları, ırmakları
Ve sonsuzluğu...
İşte ‘Büyük Brother’, işte 1984, işte Orwell bu!..
----------------------------------------------------------------------------------------------
ACINÇ
'In girum imus nocte et consumimur igni'
Gecenin içinde dönüyoruz ve ateş bizi yutuyor.
Kobold evrenimizde, her şey tersinir.
Membranlar, hasancıklar, avurtlaklar yaşıyor.
Marmotlar, laglar, nal burunlu yarasalar kardeşimiz.
Para bellum; Savaşa hazır ol! Bellekteki tek ilkemiz!..
Evrenin boşluklarında gözyaşlarımız dinmiyor.
'Qualis artifex pereo'
Ne güzel ölüyor o!
Ve siyah güneşimizi fenerler göstermiyor.
Elektronik etler, sıvı metaller, cüce gökparlar
geliyor işte!..
Koah türü sayrılıklar, Afgani çarşılar,
Alzheimer ve Neronlar sonsuzca var.
İşte yeşil kan, su denizi ve balık doğuran robotlar!
Anılarda kalan tek mottomuz;
Kabil, ölüm severdi; yaşadı.
Habil yaşam severdi; öldü!..
Bulutlar biçim değiştirdiğinde biz de değişeceğiz.
(Uçurum, uçurumu çağırmayacak)
İnanmak istiyorum;
Yıldızlar boyu gezmek, gökyüzü değiştirmekmiş.
Venüs'e kim dokunabilir ki!..
Semipalatinsk soğuyabilir mi?..
Kreon,
Yaşam neden illüzyon?..
İşte oraların toprağından geliyorlar,
Sindirimin, simbiyozun aksadığını gördüler
İç organlarımız işte dışarda!..
Halojenler aydınlatıyor neonik dünyamızı
Yamaçlarda organik makineler
Epsom tuzu, kapibara,
Vatka-votka kardeşliği
Viyadükler-varyantlar...
Ve dolambaçlarda ürkütücü hangarlar!..
Her molekülün karşıtı var.
Her yapıtaşının ikizi aristokral.
Paralel evrene göre;
Geri dönebiliriz!
Ve atalarımızın kanıyla ıslanan topraklarda,
Onları kurtarabiliriz.
Ama ne kendimizden kurtulabiliriz,
Ne kendimizi kurtarabiliriz artık...
Son iç çekiş işte bu!..
----------------------------------------------------------------------------------------
TRANSKRİPSİYONLAR
Evren dışındaki ilk evrenimiz Cartagena’da yaşıyoruz.
Cosinus kovukları yeni yuvaklarımız.
Uyap mernis kimliğimiz.
Biz epifitleriz.
Etrüsk kedisi, mağara porsuğu ve ‘Süt Yolu Girifti’ biricik soylar.
Zebra balığı, Adelhanovlar, ıspanak ve Spanish yerküredeler.
Somon gözelerinden, solucan deliklerinden geçtik, eşey hücreleri eşleştirdik…
Nodal akım ve morfogenler, pluripotentler, aksonlar ve dendritler,
Siber kablolar, nöronlar ve vektörler; uzaydaki tözlerdir diyorum!..
Schrödinger gelecek ve kuantum kaosuyla yüzleşecek.
Fermi, güneş yelkenlileri neye benzer, folyolar buz denizlerinde nasıl ilerler
Geri dönüşümlü mü Titanicler diye, garip bir bulamaç attı ortaya!..
Düşünce deneyleri yapıyoruz, sinapslar, almaçlar, siller…
Salt düşüncelerle yaşıyoruz, saman yollarından el sallıyor ölüs tanrılarımız!..
G proteinleri, fibroplastlar, deniz teresi, küstüm otları, zoofil ve biyofil;
Centaury’de lektörler!..
Dişil preparat, esin larvaları, uzplanet,
Yeni energiumlar, yeni kumru yuvalarıdır.
Geçen zaman karanlık ve Kuran'lıktır diyorum...
İşte göstergeler, işte transkripsiyonlar, işte lucifer!..
'Sonul Policins Evren'
İlkinsil barış, ilkinsil seviler, ışık yıllarıdır diyerek- bitiriyorum!..
------------------------------------------------------------------------------------
GÖRÜ
Victorya çağının sinonimi romantik bulgulara yol açıyor,
Mohs sertlik skalası maddeyi sararken, kovalent bağlar dna’yı aydınlatıyordu.
Tungsten ve molibden altın çağı başlatıyor!..
İncir sineği tanrımız ve kutlu zamanlardayız.
Riyolit sunaklarda mental törenlerimiz, Sümer su tanrılarını çıldırtıyor,
konodontlar ışıyor ve Harut ve Marut’un çığlıkları tüm kanyonları,
buzulları aşıyor...
'Pratik, cehennemi bir formülasyon, teori korkutuyor.
Bizim kim olduğumuzu tırnaklarımız söylüyor.
Konvektif çalkantı ve Medyen suyu kurtarıcı.
Biliyorum tanrı kullarından daha yalnız.
Ayın ayinleri her şeyi biliyor. Psikobiyografim ve
kadın uyruğu karşı çıkar mı buna. Karahallı'yım ben.
Eski Yunan'da bir köydü orası. Çağımızda beyin ve
düşünce özgürlüğü olanaksız derler orada.
Bize verilen formatif düşüncelerin tutsağıyız.
Beynimiz özgür değil. Doğu bilgeleri söylüyor bunu.
Bilimin modern dogmalarından yapıntıyız biz.
Geçmişte ölmüş, ölümlü bir insanın görseliyiz.
Bir öyküyüz. Ve çoktan ölmüş bir öykünün ölüsüyüz.'
Rüzgârın ıslığı, bilgiyi kozmosa yayıyor ve bulutlar soyut imgelemin
sığınağıyken, atmosfer ansiklopedik ve barış içinde artık Davut ile Goliath…
Gülümsüyor mutlanla onca boylar, budunlar ve ne güzel diyoruz Pavese,
ne güzel Betelqeuse ve Berenices’in Saçı, Scapin’in Dolapları!..
Çok sesli evren ufuklardan taşıyor, paralel anlak görünür,
keşişleme adalar yaklaşıyor ve periferi ayaklarımızın ucunda artık…
Gerçellik el değiştirirken, yitiyor melankoli, yitiyor yenilgiler,
yengiler ve utkular taçlanırken doruklarda, haykırıyorum sana
ve birden seni görüyorum orada…
Görüyorum seni ve işte sevi, işte barış diyebiliyorum artık.
Ve elveda diyor sanrılarımız ve yılların düşlerinden uyanıyoruz
ve sönüp gidiyor işte illüzyonlarımız!..
---------------------------------------------------------------
NOVA
(I)
'Bir zamanlar yoksul tanrılar vadisi vardı…'
Uzay filolarımız gökyüzünde tozu dumana kattı. Yüklü parçacıklarla, şiddet kovukları naralar attı!.. Aosfer bunaltı içinde, zehirli materyalde uyuyan maymunsular kaçışıyor!..
Güneş rüzgârları, radyasyon kemerleri ve bow denizleri seçilmiyor. Kör partiküller ve kuzeyin perdeleri kavruldu.
Anti ışıkla, gölgelerde koşuşan manyetik yüreğin canı sıkılıyor. Kör yıldız kuyrukları, tropik adalar, su domuzları ve oratoryolarımız ölü.
Son gün geldi!..
Rektum peyzajı, firavun kamçısı ve tanrısal haykırışlar direniyor. Eylülist dünyalar, nörogiyotin, saralı uzuvlar ve Atlantik ötesi büyük bir saldırıda!.. Nurjuvazimiz umarsız, kenzo adam bitkin, oğlak sürüleri mezarlara gömülü, kemerler ve yazgılar sarılı, plevra boşlukları inliyor...
Kinci deneklerle, spinler ve zamana yakılan ağıt boşluğu gözlüyor…
Ve işte demir güneş ve çelik gözyaşlarımızın, bıktırıcı o garip ninnisi!..
‘Dünyayı içine alan küçük kutu / kendine aşık oldu / ve gebe kaldı / yine küçük bir kutuya / küçük kutunun içindeki kutu da / kendine aşık oldu / ve gebe kaldı / yine küçük bir kutuya / ve bu böyle sürdü hep / küçük kutudan gelen dünya / içinde olmalıydı / küçük kutunun içindeki kutuda / ama kendine aşık olan küçük kutudaki / kutuların hiçbiri / sonuncusu değildi / bulun bakalım dünyayı şimdi’
Kalbini okuyabilirim, gözlerini görebilirim.
Sen denizin karası, yeşilin tanrıçası, sen; tanrı tek başına var olamazdı diyen. Diana, sevi çağları gelse de, ilahilerimiz küle çevirse de; tenler, tin göçleri ve sen de var olan benler solacak.
Yiten sevgiler, son iç çekişlerimiz, matineler ve transit türküleri boşluğun sönüp savrulacak…
Cennetsi şeytan, güzeller güzeli sessizliğimiz, görünmez kalkan, füzyon reaktörleri, ölümsüz parçacıklar ne oldunuz siz!..
Ey son günün taburları, Phaiaklar neredesiniz!.. Diz çöken uzay iklimi, melankolik boşluk, kumarbaz koli basili dönecek misiniz!..
Sanal karmaşaları kolumun, ıssız Ren kuşakları, türbin ve tribünler, göz kamaştırıcı kablolarımız uzlaşmıyor!..
Fiber gözler, Ariane ve Cluster, Cassiope deltası gene sorun; buzul geçitler, alev sütunları, tutuşan ok ve ringa balığı şaşkın!..
Ve krizantemler, keçi dudaklı prenses, kedilerin söylediği şarkılar elem denizlerinde!..
Boşluklarda yankılanan çılgın anomali ve acunları bölüştüren o şeytani, ölümsüz mayombemiz, kutluyorum sizi ve işte soruyorum şimdi, elimize ne geçti!..
‘Dolce dolce, yaase folce, dolce dolce, yoli deline / jalce jalce, yahanti galce
jalce jalce, blouzi psiline / yulce yulce, youdili dulce, yulce yulce, kzill odaline /
djilce djilce, hando bokjile, djilce djilce, yli zlideline / kumkel kerg, kumkel kan,
magavambava magavambava, gonjengor sagossigussa, sagossigussa’
Usaveda!..
-----------------------------------------------------------------------
NOVA
(II)
Uzay filolarımız, yüklü parçacıklar ve şiddet kovukları
Atosfer, zehirli materyalde uyuyan maymunsu!..
Güneş rüzgârları, radyasyon kemerleri, köprüler
Kör partiküller ve kuzeyin perdeleri…
Anti ışık, gölgelerde koşan manyetik yürek,
Kor yıldız kuyrukları, tropik adalar…
Rektum peyzajı, firavun kamçısı,
Tanrısal haykırışlar, eylülist dünya, nörogiyotin, saralı uzuvlar
Işık nurjuvazisi, kenzo adam, oğlak sürüleri,
Kemerler ve yazgılar.
Kinci deneklerin gözyaşları,
Spinlerimiz, zamana yakılan ağıt…
Ve işte demir güneş
Ve çelik gözyaşlarıyla dolu ninnimiz!..
‘Dünyayı içine alan küçük kutu / kendine aşık oldu / ve gebe kaldı / yine küçük bir kutuya / küçük kutunun içindeki kutu da / kendine aşık oldu / ve gebe kaldı / yine küçük bir kutuya / ve bu böyle sürdü hep / küçük kutudan gelen dünya / içinde olmalıydı / küçük kutunun içindeki kutuda / ama kendine aşık olan küçük kutudaki / kutuların hiçbiri / sonuncusu değildi / bulun bakalım dünyayı şimdi’
Kalbini okuyabilirim, ölümünü görebilirim...
Sevi çağları, ilahiler, küle döneceğim gün
Tenler, tin göçleri; ben de var olan sen
Yiten sevgiler, son iç çekişler, umarsız ağlayışı boşluğun
Cenneti bağışlayan şeytan, güzeller güzeli sessizliğimiz
Görünmez kalkan, füzyon reaktörleri,
Ölümsüz parçacıklar,
Kıyamet taburları, Phaiaklar ve ağıtlar…
Diz çöken uzay iklimi, melankolik boşluk
Kumarbaz koli basili…
Sanal karmaşaları kolumun, ıssız Ren kuşakları
Göz kamaştırıcı fiber kablolar
Ariane ve Cluster, Cassiope deltası, buzul geçitler
Alev sütunları, tutuşan ok, ringa balığı
Ve krizantemlerimiz, keçi dudaklı prenses
Kedilerimizin söylediği
Boşluklarda yankılanan o çılgın anomali
Acunları bölüştüren ve şeytani, ölümsüz mayombemiz;
‘Dolce dolce, yaase folce, dolce dolce, yoli deline / jalce jalce, yahanti galce
jalce jalce, blouzi psiline / yulce yulce, youdili dulce, yulce yulce, kzill odaline /
djilce djilce, hando dokjile, djilce djilce, yli zlideline / kumkel kerg, kumkel kan,
magavambava magavambava, gonjengor sagossigussa, sagossigussa’
--------------------------------------------------------------------------------------------
HAVVA
Zamanın yarattığı çağlarda,
Dizdarlar ve Allahüekber dağları vardı.
Günlerce Once meydanında seni bekledim.
Ve badem dalı güzelliğinde kızların
Kırmızı manolyaların
Avuntusuyla geçen zamanlardı!
Sonra ilk göz gördü, ilk el
tuttu.
Ve yürek yaratılanı,
İlkinsi olanı sevdi…
Bir Moritanya magistresi bildim;
Suda dalmıyorsam, biri beni seviyor demektir.
Kırmızı ve Siyah,
Stendhal’dir!
Kaotiğin şatafatı
Ölü toprağı
Para ve parti
Kartel ve tröstlerin buyruğunda
Solup gideceğiz…
Biliyorsan eğer
Dilimizde tutuşanı
Gözümüze görüneni
Dile getirmeliyiz.
Hepimiz birer gölgeyiz;
Ötekinin düşlerini kopyalayan!
Luristan yöresine gidişimiz
Normalist tavırlar
Ve mekanistik gerçeklerin
Esiriyiz...
Ağırsı ton
Metalik su-
Bu çiftlikte Gogol var mı?
Geçmiş ve gelecek
Şimdi ve dün-
Bugün ve yarıın
Marangoz’un,
Eskimo’nun,
Şintoizm’in
İzindeyiz!
Gautama,
Biz kimiz,
Biz kimiz,
Biz kimiz?..
----------------------------------------------------------------------------------
YOĞUM
Parabenler, fitalatlar, sulfatlar yola çıktığında, östrojen reseptörlerini denetliyorduk. Metabolitler, sürfaktranlar, titanyum dioksitler yardımcıydı. Formenler vardı. Bozon spin atıyor, Hubble parametresinin ölçerlerini gözlemliyorduk. Dietil fitalat geldi dediler. Leptonlar foton çağını başlatsın dedik.
Kserografi azgınlaştı ve Planck zamanına doğru uzaklaştık. Elektronik saçılım devreleri kişniyordu. Wien yasasını devreye soktuk. Yıldızsılar parıldıyor ve epidermiyoloji altın çağına yaklaşıyordu. Melanopsinin yine de bekleneni veremediğini ileri sürdüler, sirkadiyen ritmi bozuktu. Modern Prometheus araya girdi. Gigaelektronvolt düzeldi, gluon ve bozonlar verimini artırdı, algıçlar gemi azıya aldı ve o yıl tau nötrinosu bire bin verdi. Bu ilk kez oluyordu.
Yer çekimi retoriğine alışan tüm varlıklar mutluydu. Taykonotlar gülüyor, kozmopolitizm tüm evrene yayılıyordu.
Doğumlar artınca kolektor tabakası bulutlandı ve irem bağlarıyla utkunun ayağımıza kadar geldiğini gördük. Rutherford bazına göre, lityum-iyon karışımları tam dört yüze katlandı. Ateş karıncaları titanik evrenini yutuyor, fermiyonlar, Quasimodo sinekleri ve parazitoitler kurt deliklerinde saklanan tüm varlıkların önünü kesiyordu, ta ki ipliksiler vonoz balıklarına dönüşene dek!
Anavaşi, katavaşi diye bağırana dek!..
Zodiyak tümelleri tüm bu zahmetlere ne uğruna katlandı dersiniz?..
Beş sigmalık sapmanın önüne geçebilirsek, anne karnında büyüyen bebeğim pentürist olacak!..
---------------------------------------------------------------------------
KLONİA
Magmaların içinde yüzüyorduk, ansızın patlamalar oldu, erimiş kayaçlar üzerimize doğru geliyordu. Çoklu evren kuşaklarının içinden geçiyor ve akıntıları bir bir yutuyorduk. Saydamsı, denizel alevler çevremizi sarıyor, elmas mavisi küller gözümüzü alıyordu. Bulutlar art arda çoğalırken, kompozit, volkanik koniler alçalıyor ve uzaysıl çevremizde konveksiyon akımlar dolanıyordu...
Kıtalar birbirine yaklaştı, mezosfer ikiye katlandı ve litosfer ön sıraya yükselerek, radyasyon kümeleri dalgalarla yağdı ve işte artık okyanuslar vardı. Derişimler ve ornilux cam ortaya çıkınca, buzul çağları görünerek; elektrokromizm prizmalarla geldiler ve serpantinel gözyaşlarıyla, indiyum ve niyobyimu körüklediler.
Bir zaman sonra biyofarmasötik çağ süzülerek araya girdi; hidromobil, regolitler üzerinde gidiyor, dendritik Tavas kurbağası, kozmirajik sayrılıklara iyi geliyordu.
Yıllarca yıllar kadar yıl sonra, göğün gözlerinden Ceres ışır gibi oldu. Kuzey Tacı hızla üzerimize doğru geldi ve aracımızın penceresinden baktığımızda; Altair'de bizi karşılayanları görebildik. Uçsuz bucaksız şenlikler, devasa gürültülerle, alkışlar yankılanıyordu. Büyük bir mutlanla, plazma denizlerine indik.
İkizlerimiz, üçüzlerimiz, beşizlerimiz, coşkuyla bizi kucaklıyordu...
Yalnız değildik!..
------------------------------------------------------------------------------------------------
OMEGA
'Bilincim, tanrıyı anlamama yetmiyor, kalbimse çelişkilerle dolu...'
Ölüm, zamanı anımsamaktır… Elektronik etiketler, kameralar, barkodlar ve siborgsu bireyleriz. Ölümsüz mutantlar!.. Mekânsal strüktür, arabalar, otoban gelincikleri, farlar ve karanlıkları severiz. Dünyanın dönmediğini belirleyenleri de!..
Dün Pencali, Gulan Bulağı ve Shanda’ya gittik. Dağın eteklerinde atın gölgesi, pençesinin izi ve dizi görünüyordu. Tan ağarırken Pol Dokter, Lahicana ve Zülbin’e geldik. Zencan ve Lengrüd’ü gördük.
Ölümsüzlük, zamanı unutmaktır!.. Seks ve seksen bağlaşıktır diyordu Maria!.. Rankuh, Kereceband, Muskabat, Ramsar ve Mazanderen’de renk körlüğü artıyor. Tatarlar, Nogaylar ve Lorlar da salgınlar var.
Çok sonra, zıt yönde ve eşit uzaklıkta iki ot yığınıyla Buridan geldi. Spektaküler oyuncular, postizm ve silah yapımcısı tanrılar diye bağırdık. Tırnaklarını magmada boyayan ve alınlarında mühür olanlar vardı!.. Milet dilinin, Helen diline dönüştüğünü görüyorduk. Manipülatif şeyler, halk ve hakseverlik ve Nefi’yle Murat göz gözeydiler.
Peygamberler Arap kıstağına yayılıyordu!.. Siriuslu El Maktul, Heyakil-ün Nur ve iki serasker birbirine girmiştiler. Nasırı Dinillah bütün kavgacıları ayırıyordu. Mistik melameti ve fütüvvet, balina çığlığı ve Denver bir türlü ayrılmıyordu. Zağanos’a varır varmaz, gözlerim toprağa düşünce, beni katleden Eyyubi meliki Zahir’dir dedim!..
Zencan’da doğan, koordinat ve ordinatları bulan yanıma geldi. Suhreverdi, Hayy bin Yakzan’ı okuyordu. Berkyaruk birden durdu. İbn Tufeyl ağyar ile ‘Ruhun Oğlu Hayattır’ diyordu. Keldanî ve Hindu hikmeti göklerde çarpışıyor!.. Kelamullah kan ve toz içinde!.. Cümle Sümer repertuarlarını hakem belledik. Merih’le Dilmun cenneti tapınağımızdır dedik. Teşup dile geldi -göklerin fırtınasıdır kendisi- insanoğlu hareketli birer Oblomov yığınına dönüştü!.. Müzik ideolojileri oldu. Demon İlliyanko görünmez tanrılarıdır. Arif katıyla, sürüyle Bosch buna karşı çıktılar. Locke, kader tanrının insana verdiği bilme gücüdür dedi. Kahir nurlar ve proton parladı o an ve Batlamyus’la müon geldi!.. Gilan ve Sakalibe yöresi aydınlandı. Yorumcu Şehrezori ve nur uknumları, sevinçle bakıştılar. Karmatiler karnavalı başlatacaktı ki Alejandro Daneri geldi mi dediler. Kalabalıkta zırhını rehin veren Muhammed’i gördük, beytülmalla lykeonlar kuran Ömer’i…
Nötrino kentler ve metropoller uyuyordu yine de!.. Helenistik matrisler ve partiküller sızmak istiyordu ama surlar geçit vermiyordu. Yurtluklardan Pertevname’yi okuyan Kabir geldi. Avarifi Maarif daha iyi diyordu. Mısır hermetizmi tanrıları öldürmemize izin verdi, yoksa yok olacaktık dedim.
Von Economo sinir hücreleri zayıflıyor, Karina ve fononlar sönmek üzere, reovirüsler Ockham usturasını unuttu, adenovirüsler kaçışıyor, vaksiniya tümör hücresi kaldı mı ki… Fermilablar da vivipar özelliği ve hypotheses non fingo vardır ve şeylerin formülü yokluktur diye sayıklıyorduk.
Bir yerde var olan her yerde vardır...
Zaman her şeyi yıkıyor ama dizelerimiz iyiye gidiyor.
Sanatımız gelişiyor.
Denize inen uçan daireleri görüyor musun!
Yoksulluğun propagandasını yapıyor gibiler.
Foramina birlikleri onlara yardım ediyor.
Şarap Mesih’in kanıdır ama Müslim olana günahtır diyen kim…
Tanrım; Tanrı geldi!.. Kızılca gülümseyişler… Ve utanmazca yüzüne karşı, Bosch boştur dediler... O ara biri ağladı. Ve ‘O’da kulağıma, üzülme laedri; ‘Düşleriniz dilinizdir’ diye fısıldadı!..
-----------------------------------------------------------------------------------
OLBRZYMYZ
Kozmik romanın içlerinden geçerken, sonsuz karanlığın Iapetus’u karşımda duruyor, Pythagoras megawatt hesapları yapıyor, homoheidelbengensis plazmada yüzüyordu!..
Preeklampski zehirlenmesiyle kıvranıyor Hypatia, gangliyon duraklarını sorgulayarak, kan içici Sekhmet’i anlamak istiyorlar. Ekvatoral çizgiler silindi, kurbağa prens gelmiyor, random mutasyon ağları ve cinbönler güneşte ısınırken, Hekate’yi onarıyor, sevişme makinesi. Escher, Escherler'in kardeşi!..
Haiyan tayfunu sırtında, mavi türbülans gerinirken, kapsülde savruluyordu. Leiden şişeleri düşük sayıda, partenogenez –eşeysiz doğum- erteleniyor, integraller doğuşurken, paumari dili yamaçta, Quadrantidler’in evinden çıkarak, Ison yıldızı, Hurri ve Luvileri uğurluyordu. Waldeyer halkası soluk borularından geçip, agoranın ortasına kadar geldi... Uzaklarda Doppler kaymasını gözlüyor, genom dizimleri ve Denisovan’ın sevgisine sarılıyordu Aldairliler!..
Feldspat çağları ve sima insanları konuk gelecek, lenfoma ve Fantoma anıtlarını süsleyin, Isfahanlı ve Derrida’yı çağırın. Druidleri salın Utarit’e, blokajlar ve Fordlandia plantasyonuna göz atsınlar. Gösterin, kim payanda oluyor bu yaşlı gezegene, kim?.. Amuriler ve osilatörler anılarımız bizim!.. Heptakometler ve hiperbolik ağlar ulu kanatlarımız.
Biliyor musunuz, Ebers papirüsü denizlerde yuvalandı, tarpon balığını geride bırakmış geçen gün, Lovejoy kuyruklusundan iyi koşuyor. Berenice’le kol kola Nahl suresi!.. Ruh ikizim diye beni yanından ayırmıyor. Peteğin geometrisi, yüreğin aritmetiğini geçmek üzere ve Tetis denizi tümüyle sanal. Kapaisin ve jüpon, fermiyon ve bozon gölgelere dönüştü...
Tripofobiden kaçan mizantroplar, Rinjani-İshak kuşuna yakalandılar. Atalarımız siyah arılar, hınçla kutluyor yer insanlarını!.. Balıkçıllar kuyruklarını sallayarak darmaduman olmuşlar. Ufuklar ötüşerek, ateş sarısıyla tutuşuyor ve karanlık yavaşça bastırıyor.
Yamaçlardan sessizce yitiyor yaşlı gezegenimiz, yükselen ayetlerle Gunnes doğuyor ve işte birden beliriyor Olbrzymyz!..
----------------------------------------------------------------------------------
HAN GEZEGENİ
(Müldürgrat)
Lâle Müldür'e
‘Nerede?’ yazılı bu eski sağrakta, gizil bir göktaşı
Erkil bir kaya, orada kıstakta, ıssız ağaçlar altında
Siborglar geçiyor dağ köylerinden, kırmızı demon kolonileri
Lâlelim Dor işlemeleri, Pessoa dizeleri, zülüflü baltacılar
İnci salip atlaslar, zaman zaman içinde, hunhardı büyük ataları
Han soyundan kuğu kanı içer bir Moğol, gezegen irisi atları
Aşıkâne bir kuark, safkan kirpikler, öyle soyluydu ki onlar
Atomdan ayaklarla kutuplar aşmışlardı
Narodnik budunlar, kitap çiftlikleri; nalları ters voyvodalarla
Mars’a ulaşmışlardı.
-----------------------------------------------------------------------------
APOCALYPSE
(Songün)
‘Güneş güneşliğini bilirse de yaşamak üzünç verir’
Lotüs çiçeği burnunda, dönüyor gizil kalyonlar
ışığın cinsel hızında, içiyorlar beyaz kanı.
Elam topraklarına kargışla iniyor yağmurlar
belirsizlik relasyonuna geçenleri
Buran yeli ısıtıyor.
Takyon gölgeler, atomistik iyonlaşma odasında
stratosfer katlarında, müon ölüleri.
Bir leylak ışıltısı kırpışıyor, Titan burcunda
Bitinya ezgisiyle, yas tutulur orada.
Onlar kılıçlarla, saralı koristlerle, kuşatıyor gezegeni
ksilofon sesleriyle, düşlerinden düşüyor Demeter!
menekşeli ovalardan, kibirle yükseliyor Jüpiter
Kızıl ötesi, ulu sanrı, Hafız ve Yunus
karışıyor birbirine
Düşleyen okyanus, helyumlar, karbonlar
ve yüzü belirsiz olan;
Geliyor yine!..
-----------------------------------------------------------------------------------------
NEMESİS
Ülkem diye bağırdım düşleyen okyanusa, geldi lagoslar kanat çırparak
Lamia’mıydı o, bir çayır denizinden, süzülüveren işte, aslan ağızlı yolda
Kaosun gezegeninde işler yolunda, defne kokularıyla taçlı, ikizler sokağı.
Eridanius’un ırmağı bastı geceyi, ölümsüzlüğü gördü Orion,
İndi güneşten bir paraşüt; karaca.
Magnesia’daydık sonraları, dolunay parlıyordu partiküller arasından.
Gizençli hiçbir şey kalmadı artık;
Uykulu mırıltılar geliyor korudan...
----------------------------------------------------------------------------
PARADNOYA
Vega doğumsuz karanlıklar boyunca
Işıldamakta.
Başsız bir tanrı
buyruklarıyla uçurumlardan akmakta.
Orion'da, nötronlar
Kulaç kulaç yutmakta gölgeleri ve hiçliği.
Yitip giden siborglarız biz, birbirini
Klonlayan öteki siborgların;
Bellatriks ile Proksima.
---------------------------------------------------------------------------------------
BETA IŞIMASI
(Mars'ta güneşin tüm kızıllığıyla batışı, Kazakistan stepleri, şafak.
Tyuratam köylüleri, kırlar. Ve yükseklerde göğerip giden bir çizgi,
Yuri Gagarin!.. Virgo, Algol ışılağı, sorguçlu Scorpio!..
Ve güneş kanatlarının kaldırılışı aracımızdan. Cygnus ve Yılancı'nın
esrarı. Ve milat öncesinde Wah- Hao'nun uçan arabası. Sevgilim,
uçan arabası. Çözülüş ve çöküş ve yeniden doğuş saman uğrusunda.
Yeniden doğuş sevgilim, yeniden doğuş...)
Nötron demetleriyle yokuşu çıkıyorduk ki, manyetik kapanın önünden geçerken, işte dediler Hâfız-ı Şîrazî'nin türbesi. Ne büyük bir soyutlama. Ah işte, otonom uygarlıklar aldı başını gidiyor.
Planörümüz sıkıcı bir yolculuk yapıyor. Peninsula'da inecekler kalmasın diye bağırdı biri. Vega Özerk Cumhuriyeti'de inişe hazırlansın. Bakar mısın Cassiope Eyaleti ne kadar güzel görünüyor, bulutların üzerinde; sanki cam piramitler ülkesi.
Alışkanlıklar değişiyor. Ross Denizi'ne varmak üzereyiz, hazırlıklar tamamlansın. Harmonik Analiz tarlalarına bak, nasıl da yeşil. Pompa takım yıldızındakiler daha çılgındır.
Aa, Menkalinen yaylasında koyunlar otluyor. Bulut dosyaları hacim darlığından boşluğa düşermiş. Öklit Diktatoryası bize verin bu belayı diyor, çözümleyiciler bir yarara dönüştürebilir belki!..
Mars'taki yaş günü kutlamaları ne kadar güzeldi, ama şenlikler ekranda daha abartılı görünüyor, cisimsiz varlık, sanaliteler, gölgesiz canlı ve tardigratlar hepimizi korkuttu...
Lazer ölçerlerimiz öz kıyıma meyilli. Köylüklerin mineral seviyesi son derece düşük. Gizli Gazlar Birliği seçimlerde inan ki favori.
Plastik plazmalar gönül alıcı, denizeller kışkırtıcı, kuzey sahanlığı oldukça erotik, süprematik göçmenler en mutlu çağlarını yaşıyor.
Derin iç yapısı Jedy diyarlarının yüzümüzü güldürmekte, jeodezi ve ısı taşınımı inanılmaz boyutlarda, tektonik aktivite ultramatik, yüzeysel videolar, ayın konserleri, orbiter aquarimun kristal yalağında sergileniyor.
Opportunity ve Curiosity.
Uzayın uyurgezerleri, ostrakod türlerle barıştı, kromatograf ve spektrometreler geri çekiliyor, Mesihlerin yaşam alanları genişletilmeli, Jesus haçları yenilenirken, gömütler ışıkla silinmeli.
Hilâl ve Muhammedilerimiz gene mi mi çöl aslanı, bedeviler ışıl ışıl parlıyor ama, petri kaplarımızın ve kolostrum sütlerimizin rekoltesi sevindirici.
Enzimler, eritromisin, tektonik kayalar ve pilgrimler ayrıcalık peşinde, enlemleri incelediğimizde, hücresel bölüntüler içler acısı.
Capella'daki penguenler güvenlik yazılımlarını gagalıyor. Kategoriler, software, bilişsel derinlik ve galaksiler, korsanların egemenliği altında.
Yıldızlar sanal revolverleri çatışmalarda kullanıyor. Sibernetik atılımlar Vega papağanlarının omurlarından içeri giriyor.
Chesterfield mastodontları Orionid yağmurlarından kendini sakınmalı. Elize güvercinleri koruma altına alınmalı. Atmacalar ve paçalı şahinler toplanmalı. Sibernetik kuaförler işsiz kalmamalı, konveksiyon dalgalar yeniden düzenlenirken, ispinozların sürüklediği Kamland deneylerimiz yeni-/
Boommp!..
--------------------------------------------------------------------------------------
KARARLILIK GİRDABI
(I)
'Gezegensel disiplinden uzaklaştı ve delilik belirtileri göstermeye başladı'
İşte kuantum dolantıları, bizim sonsuz tutsaklığımız.
İşte avatarımız, runik harflerle süslü vitraylarımız,
Hiksos dili ve işte duvarda pöstekisi uzanan, Elam geleneği.
İşte Hurri veziri, geyik, at ve yıldız burçları
Keçi başlı güneşimiz ve uluyup duran av köpekleri.
İşte Tarkan; kan içici hükümdarımız, köşede uzanan Demir Tanrı'mız.
Tunç yalvaç ve Kaledonya'dan gelen göçmenlerimiz,
İşte çığlıklarla büyüyen bebeklerimiz.
Salınıp duran; vahşi kombinasyonları gökadamızın
Durmaksızın inleyen arplerimiz, buğdayın rengi
Arpa ambarlarımız ve işte Pinokyo'muz
Gepetto Usta'mız ve sekiz yıl ev hapsine mahkum
Robotar'ımız!..
Magnetarlar, polihidroksibütirat, lenfoma
Yılancı yıldızları, Kuzey Tacı ve gökadamızın
Kansıl alışkanlıkları ve yılkı atlarıyla
Uçurumlardaki hurda yığınları;
Tozlu kemikler ve can dostumuz etçil gezegen!
Ve işte kimyevi bolluklar cenneti
Vahşetin cehennemleri ve cinnet ve canileri
İşte kadavra fabrikaları, ceset atölyeleri
Ve ölü kobaylarımız, 'Sleepgarden'
Ağzına kadar dolu uyku bahçelerimiz.
Ve işte her şeyden kuşkulanan
Şeytanlarımız, Dada'mız sanat
Ve sanal datalarımız.
Uzakta uyuklayan Kararlılık Girdabı'mız.
Frontal lob, serebellum ve öksüz yıldızlarımız.
Üvey tanrımız, cüce melekler ve Lilith
Ve Havva, gerçek yaratanımız.
İşte yıkıntılar içindeki anayurdumuz
Çöken surlar, çöp yığınları ve ilahilerimiz
Yahşi pumalar ve pozitron emisyon tomografisi
Aksayan atarcalar, kuark çadırlarımız
Ve ölüm sever tenya, öglenalarımız
Solucanlar diyarı, sonsuzca mutlu
Kör köstebekler ve Sinderella
Ve kül kedilerimiz.
Torklar ve kraterlerimiz
Elementel seralar, hidrojen ve helyum
Silolarımız.
Saffron yapay yeti algoritması
Floralar ve flerovyum klinikleri
Sodyum kümeleri, partiküller cennetimiz.
Uranyum dağları, nötron yığınları
Molekül pulsarları, fisyon ve füzyon
Özkıyımları.
Raven!
Safir denizinden, Berkelyum ülkesine doğru yürümelisin.
Büyülü nötron kıstağından geç, azık torban sırtında mı
Odysseus'un romanını belle ve dağlara yönel,
Kuzenimin gözdesi Kırk Haramiler yarığına gel.
Coşkuyla akıp duran Akheron'u geride bırak
Ölüler Ülkesi'ni adımla ve ötüp duran
Vahşi ve gelotolojik tanrımızı hışımla öp.
Barbar Ogenosson'a kurtulmalığını ver
İşsizm kurbanları ve özveri odalarına gözyaşı dökmelisin.
İzotop Krallığı, lantanitler ve yedi vulvalı kraliçemize
Arzuladıkları ağıtı yak, firavunlar, siborglar
Ve Sezarlar karşına çıktığında sola sap
Novatarlar seni bekliyor olacak.
Yıldız desenlerinden gene çal,
Alkali plakası ve ay fabrikalarını uyandır.
Ve simetriler, ikiz dereler, asimptot uçurumlarını
Kutsamalısın ve sinoviyal sıvı içindeki tüm yaratıklarla
El ele tutuş ve coşkuyla kendinden geçmeyi bil...
Sessiz bir tansımayla uluyun ve işte o an kuvözün
Dölüt gibi içine gir ve kurgular novellasının
Ejderhasını çağır ve tan ağarana dek görüş,
Ve yeni tanrılarınızla el ele tutuşun,
Haykırışlarla tüm atlı karıncalar o gün
Kuzey Tacı'na doğru uçun!
Orası senin yurdun!..
---------------------------------------------------------------------------------------------
GİRDAP NEBULASI
(II)
Boynumuzda kuantum dolantıları, Garay sokağına çıkmıştık, asal nedeni bizim sonsuz tutsaklığımızın, Santral Park'a varmadan, umarsızlıklar yığınıyız biz dedi Raven, avatarlar durmasız aldatıyor bizi, runik harflerle süslü vitraylara bakarken, aynaları anımsıyoruz yüz yıllar öncesinin, Hiksos diliyle konuşan kalmadı artık, yitik kuşaklar ne işe yarar tanrım, işte duvarda yazıyor Elam gelenekleri, bir derviş pöstekiye oturmuş bakınıyor, Hurri vezirler geziyor ırmak kıyısında, geçmişi canlandırıyorlar pampalarda, Eva Peron değil mi şu gelen, Antuvanet'le fısıldaşıyor, geyikler dinozorları kıskanıyor, ormanlarda mastodon da var; Pekin maymunu da, yıldız burçlarına doğru koşuyor atlar, hiç bir amaçları olmadı yüzyıllar boyu, iyi ki gem vurmuşuz onlara, hala koşturuyorlar, ne zaman düşünmeyi öğrenecekler, keçi başlı güneşimiz boş yere tanrımız oldu, uluyup duran av köpeklerimiz çekip gitti, hangi gezegende yaşıyorlardır şimdi, ah işte Tarkan'ımız geliyor, kan içici hükümdarımız, bin yıl önce yaptıkları değer miydi, şimdi anlamış gibi, Azrail'in çekinmeden koluna girmiş, kokuyor leş gibi, kavimler göçüyle oyalanmak, post kokusu yayıyor yalnızca; demir tanrımız, tunçtan yalvaçlar geçiyor ardı sıra, acıyorum onlara, düşüşleri çok gülünç, çayırda dolaşmak şimdi veya Monte-Video sokaklarında, vahiyler ve ayetlerin modası geçeli; işsizm ideolojisi sardı bunları, geçen gün merdiven altında kitap okuyordu biri, erkin dünyaların özlemiyle yaşamak, Kaledonya'dan gelen göçmenlerin derdi var sanki, işte çığlık atan bebeğe bakıyorlar, insanlara prangalar vurmak özlemiyle tutuşuyor bunlar, kategorik ve sınıfsal düşünmekten kurtulamıyorlar, tanrı bizi böyle yaratmış diyorlar sorgulayınca, adam tuvalet bekçiliğine dönüş yapalı kaç ışık yılı oldu ki sığınıyorlar, vahşi kombinasyonlar ürkütüyor gene kardeşlerimizi, titremle bekleşiyorlar o an, ama simulakr dünyalardayız artık, dileyen acı çekiyor, dileyen gülüyor; boşuna ne denli zaman geçirmişiz üçüncü gezegende, inleyip duran amiplerimiz bile yılgınlıktan ölüyor, buğdayın rengi paslı, arpa ambarlarımız dolu ve Pinokyalarımız Gepetto ustanın elinde tutsak, robotarlarımız ev hapsinde, magnetarlar devrim peşinde, anaforlar erk sahibi, polihidrosibütirat ağlıyor, lenfomalar çalışmıyor, yılancı yıldızları sönmek üzere, Kuzey Tacı solgun ve gökadamızın alışkanlıkları, bıkıp usanmadan yinelenip duruyor, uçurumlarda ki hurda yığınları, yılkı atları, tozlu kemikleriyle etçil gezegenin besin ambarı, hepsi geçip gittiler, kültür bombardımanı bile yüz yıllarca hüküm sürmüş bu iki ayaklılarda, uzakta kimyevi bolluklar cenneti kurdular artık, vahşetin cehennemlerine giriş serbest, cinnet ve canileri seçip alıyorsun metropollerden, meridyenimizin ceset atölyeleri, ölü kobaylarımız ve Sleepgarden; ağzına kadar dolu uyku bahçelerimiz mutluluklar saçıyor, bak her şeyden kuşkulanan şeytanımız geliyor, rezidansta kapıcı, şimdi yedinci kez evlenmenin peşinde, yazık geçmişine, yüklendiği sorumluluk yalnızca omurgasını eğmiş, sanat Dadamızsa, sanal datalarımız alıcı bekliyor, şiirler açık artırmada ve işte korkunç horultularla uyuyor kararlılık girdabımız, frontal lob, serebellum, öksüz yıldızlarımız, üvey tanrımız, öğle sıcağında sanki bekleşiyorlar, bütün elçiler düş görüyor gölgelerde, meleklerimiz cüceleşmiş bakımsızlıktan, Lilith ve Havva son umudumuz diyenler, kan ve göz yaşı bizim alın yazımız diyenler, şimdi yıkıntılar arasında ilahinin sonesini dinliyorlar, anayurdumuz, çöken putreller, çöp dağları, nükleer atıklar, ölü parsların gölgesinde, sözcük oyunlarına dönüşmüş, kulelere tırmanıyor işte kaplanlar, aldıran yok ki, pozitron emisyon tomografisi kül kedimizin, gülücükler atıyor, ölümsüzlük canını sıkmış, atarcalar düzensiz, kuark çadırları ıslak ve ölüm sever tenya ağlamakta, tümü şaka, tümü ironi, tümü can sıkıntısı Arthur, öglena öğleni bekliyor işte, solucanlar diyarı neden mutlu böyle, köstebekler koşuşuyor ve Sinderella kaçıyor mağarasına, bir daha ne zaman ortaya çıkar acaba, torklar ve kraterlerimiz kindar oyunlar peşinde, izleyen yok ki, tiyatrolar boş, seralar elementlerle kaplı, zevkten mineral içiyorlar, bakteri yiyorlar, usa durgunluk veren tatlar peşinde herkes, hidrojen ve helyum siloları küskün, beğenen yok ki sunumlarını, Saffron yapay yeti algoritması tüysüz canlılar üretmiş, görünmüyorlar, kaldırımda zevkle çarpıyorlar birbirine, hiç kimse yok ki Cem, floralar kokusuz, flerovyum; plazma, kliniklerde geziniyor sodyum kümeleri, partiküller cehennemi bekliyor sanki, uranyum dağları göz dağı veriyor nötron yığınlarına, yapay bilek güreşleri düzenliyorlar, moleküler pulsarlar kızgın, fisyon ve füzyonu çağırıyorlar, soykırımlar yaratsın evrenimiz diye, acaba ilgi çekebilirler mi, Raven; Tarık ve sen, safir denizinden, Berkelyum ülkesine doğru yürü, büyülü nötron kıstağından geç, azık torban sırtında mı, Odysseus'un romanını gördüğünde, eski dünyaların formatını çal, dağlara kaç bence, kuzenimin gözdesi Kırk Haramiler yarığında saklan, coşkuyla akıp duran Akheron'da bir kerecik sen de yıkan, Ölüler Ülkesi arkanda kalsın ve ötüp duran vahşi ve gelotolojik tanrımızı hınçla öp, şiddetle hiç bir ilgisi yok, barbar Ogenosson'a kurtulmalığını ver, şaşırır kavrayamaz ki, işsizm kurbanları ve özveri odalarına sakla gözyaşını, bu ermiş kim desinler, eski zamanları arayan bir derviş olduğunu söyle onlara, İzotop Krallığı'na, lantanitler ve yedi vulvalı kraliçemize, arzuladıkları ağıtı yak, boş boş baksınlar, orgazm nedir bilmiyor ki Berenice'in Melikesi, firavunlar, siborglar ve Sezarlar karşına çıkar çıkmaz sarıl, sakın bırakma, var mısınız benimle, var mısınız kan dökmeye, ejderha kakmalı yatağanlarla boyunlar uçurmaya, novatarlara Neptün kırsalını dar etmeye, seninle devrime soyunacaklar mı ki, yıldız desenlerinin hangisinde girişecekler bu işe dersin, alkali plakası ve ay fabrikalarını uyandırmaya, ajitasyonlar ve simülasyonlarla eARTh denen, yaşam dolu çılgınlıkları, yeniden canlandırmaya, simetriler, ikizini arayan ruhlar, asimptot uçurumlarında, Victoria çağlarını özleyerek; sinoviyal sıvı içindeki tüm yaratıklarla el ele tutuşanlar ve coşkuyla kendisinden geçerek Çariçe Katerina'yla seviştiğini söyleyenler, aşk cinayeti işleyenler, sessiz bir tansımayla uluyarak, ayın batışını seyredenler, bir kuvözün içine girerek reenkarne olacağı günü bekleyenler, her şeyle, barbarlıkla, şiddetle, kanla güreşerek, şeytanla sevişip, tanrıya pey sürenler, kurgular novellasını açarak belki bininci kez okuyarak göz yaşı dökenler, Satürn'ün erseliğini çağırıp, geleceği okutanlar, iyi ki var adam, özlemlerini dindiriyor köpeksilerin, Diyojen'i bilen var mı acaba aralarında, tümü soluk, tümü sinik oysa, tan ağarana dek konuşuyorlar, Girdap Nebulası'nda dertleri öyle aşkın ki, yüz yıllar boyunca kıpırdamayan var aralarında ve yeni tanrıları da öyle umursuz biri ki, el ele tutuşuyor onlarla, başsız, tüm atlı karıncalarla; Kuzey Tacı'na doğru uçuruyor onları ve işte yeni ufkunuz diyor, utanmadan dolandırıyor ama, özlemleriyle alay ediyor açıkça, bir şiir okuyor kandırmak için onları, Madam Bovary bile geçenlerde kandırıyor bizi, evet yalnızca şiir okuyor, o bildik şiiri dedi!..
'Geçmiş Dünyalar'da Gün Batımı'
Sanki Songün'ün akşamı.
Cadde'nin sonunda; göklerde bir yara gibi açılıyor.
Uzaklarda güneş, bir parıltı, ruhların bir meleği gibi yanıyor?
Acımasız, bir kâbus gibi, tarazlanan uzaklıklar, bana doğru ağıyor.
Sarı altın oklarıyla, dur duraksız, kederler veriyor ufuk...
Yeryüzü yararsız bir şey gibi küçülüyor, -minicil bir nokta gibi-.
Gündüz hâlâ gökyüzündedir, ama gece gözlüyor, aldanışların, saflıkların içinden.
Bu dehşetle maviye-doyurulmuş duvarlar ve cıvıldaşan kızlar, ışıklar içinde yüzüyor.
Şimdi isteri dolu bir ağaç ya da bir tanrıyı, pas tutmuş kapıların aralığından, gösterebilen var mı?
Göz alabildiğine uzanan arazilerde: ülkeler, engin denizler, solgun yamaçlar; düzlüklerde...
Bugün oralarda hazineler vardı: sokaklar, haritaları görkemle adımlayanlar, şaşkınlık verici akşamlar...
Geri dönmek istiyorum ben; Buralardan uzakta, kendi umarsızlığıma!..
------------------------------------------------------------------------
OTOMAT
1
2
3
4
6
4
2
2
2
3
7
9
5
5
8
1
8
1
0
0
0
0
---------------------------------------------------------------------
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
-
------------------------------------------------------------------------------------------------- VIII. BÖLÜM (Özgür Metinler) -------...
-
MANİFESTO 'Yeni Çağın Şiiri' Yeryüzü... 'Gerçeğe peçe vuruluyor burada... / Panama ayı süslüyor geceleri / mavisini sallay...
-
----------------------------------------------------------------------------------------------- VI. BÖLÜM (Daphne) ---------------------...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder