KANTORODİ
Ölümseyen bakış, dizginsiz, gem vurulmayan, inlemez. Kül sesli insan, geldik yurduna, uzakta Kibriya, Talut'a yasak su, yerlerde erler. Tüfekyan ve silahşöran, bir Emirdağ Layihası. 42 sayfa, bağırdı savaşın, tepede bir kadın, usdışı erotizm, dans edin çocuklar, anasız babasız, boşluğa karışın, yanında Pan cenkçi,
savaşın diye bağırdı, tepede
bir kadın usdışı bir erotizm görüntüsüyle dansediyordu. Savaşanların geride
kalan küçücük çocukları, anasız babasız ölüp, boşluğa karışıyorlardı, yanımdaki
cenkçi onlarboşlukta sönük yıldızların olduğu yerdedir biz göremeyiz, orada
küçük kuşlar gibi kolları açık uçuyorlar ve sonsuz bir düşte gibi uyuyorlar
dedi. Ve sonsuza dek bizimle kalacak tek şeydir ölüm dedi. Bu sıra Annabalı bir
yiğit öne çıkarak haykırdı bizde arkasından silsilelerle atladık.MMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMM
Bir
keçi damının içinde uyandım, başımda duran köylü bir dağ gezintisine var mısın
dedi. Prizmatik, piramitsi örüntünün ardındaki yeşillikte, külsü düzlükte, kül
sesli adamla, bir plazmanın içinde, bir atın dizginleri elimde, üçgensi örüntü
uzakta, konuşuyorduk gecenin içinde. Gravürdeki dişi domuz bir çocuk öldürmüştü
ve 1386’da Falais’te asıldı. Bir adamı öldüren at 1389’da Dijon’da asıldı. Bir
batında doğurduğu yedi yavruyu beslemekte olan başka bir domuzda Savingy’de bir
çocuğu öldürdüğü için idama mahkum edilmiş, ama domuz yavruları suç
ortaklıklarının kanıtı olmadığı gerekçesiyle suçsuz sayılmışlardı. İris çiçeği
gibi, bir Çin atlısı geldi, Paul Celan’ın Ölüm Oluğu’ndan söz ettiler,
müjdeleyen, muştulayan şeyler söylediler. Köye gelen kör hasırcılar gibi, deniz
ifriti, ya da piramitsi dingin yeşilliklerin, kül sesli prizmatik örüntülerin
bağ evi gibi. Barış için sorguç ve öküz
kuyruğu sallarlardı. İmparator ırmağı geçip batı yönüne gitti, Atlarını Hua
dağının eteklerine bıraktı ve bir daha binmedi. İnekler şeftali ormanlarının
boş sahalarına dağıldı, bir daha kullanılmadı. Arabalar ve zırhlı giysiler kana
bulaşmıştı, yeraltı odalarında saklandı, bir daha kullanılmadı, kalkan ve
mızraklar kaplan derisi ile sarıldı. Önderler derebeyi olarak atandılar.
Silahlar kılıflarına kondu. Bundan sonra tüm yeryüzü Wu Wang’ın silah
kullanmayacağını ve asla savaşmayacağını
öğrendi. Ekinlere bit ve kırmızı örümcek
kenesi dadandı. Taftazan’da dünyaya gelen Sa’d gibi.
Can
çekişen, çiğli, çirişli otlar gibi. Galile, Taberiye gölü, Kızılağaç
ormanlarında küçük çulluk ve domuz avlardık. İran- Turan, Kayrakan dağında,
Gobi balığıyla, kör karidesin ortak
yaşarlığı gibi dosttular, yılan gözü gibi parlıyordu göl, güneşe bakabilen tek
kuş kartaldı, Mecdelli meryem Maria Magdelana’ydı. Ağaç perileri vardı.
Dudakların dişi bir keçi kanının akmış olduğu nazik ezik çiçeklerdir.
Kaplanların sevdiği yatağına aldığı kadınlar, at irisi ve arı gövdeliydi. Orada
tanrı sol topuğu üzerine oturmuş düşünüyordu. Dağ kekiğiyle kuşatılmış su
köpüğüydü. Antep’e Küçük Buhara derdi.
Havrani kürkü, çuha ferace ve elvan boğası renklerinde. Denizaltı mağaraları
Galile denizi Lut gölü Gor çukuru gözleri balık gözü gibi bakıyordu ‘Yengeç
dönencesinin birazcık kuzeyindeki kutsal Medine kentinde o gece ay görünmedi.
Sydney gribi gibi, uzayın hiçselliğinde
havlayan köpekler ağlayan kediler. Hz İsa’nın şakirtleri bir köpek ölüsünün
yanından geçiyorlardı şakirtin biri şöyle dedi: Köpek nekadar kötü kokuyor. İsa
şu cevabı verdi: Ne kadar beyaz dişleri var. Muhammed köpek için halis
siyahını, iki noktalısını öldürmeye bakın çünkü o şeytandır dedi. Boşnak
tüfekçilerle Fas çayı kaynatıp içerdik
Kötü zamanda fasık ve dinsiz olanlar saygılık görürdü, gıybet ve bühtan
çoğalmıştı. Güneş batıdan doğuyordu, Mehdi zuhur etmişti, Dabbetü’l arz adında
bir hayvan yeryüzüne gelmişti, Ye’cüc Me’cüc çıkmıştı, doğu batı ve
Arabistan’da üç bölge yere batmıştı. Kabe yıkıldı. İnsanlar kafir olup Kur’an,
mushafların sayfasından ve insanların kalplerinden silindi. Songün geldi.
Ashab-ı Kehf mağara arkadaşları demektir. Kehf suresinde anlatılır Bir takım
gençler devrin inkarcı kralı Dikyanus’un zulmünden bir mağaraya sığınacak
Kıtmir adlı köpekleriyle orada 309 yıl kalacaktır. Yalancı peygamberlerin
yalancılıkları onları daha zor duruma düşürür Müseyleme’nin tek gözlü birinin
gözü açılsın diye gösterdiği gayret sonucu adamın iki gözününde kör olması
gibi. Kinâne kabilesinin Arap’ı gibi. Ben Gıfar’dan bir kişiyim dedi. İlk
Hicret Bi’set’in (peygamberliğin 5. Yılında bir ağaç kovuğunda canı alınan
Zekeriya gibi. Muhammedin Mute savaşı. Suraka geldiği yerden geri döndü.
Zehirleniriz diye Acve hurması yedik Asyut’ta (Mısır) doğdu. Nahle vadisine
geldik. Tanrının sol topuğunu kaldırırsın, göreceksin ki taş kırıktır. Kumrular
adamıştık. Kalp rikkati kalmamıştı ve aramızda dünya sözleri geçti. Cabir (R.A)
anlatıyor
Zâtu’r-Rikâ savaşı olduğu gün Rasulullah (s.a) ile
birlikte idik. Gölgeli bir ağacın yanına geldiğimizde onu Rasulullah’a (s.a) bırakırdık.(Burada da öyle yaptık)
Derken müşriklerden bir adam çıkageldi. Rasulullah’ın (s.a) kılıcı ağaçta asılı
idi.. (Hemen Hz. Peygamber’in (s.a) kılıcını alarak) kınından çekti ve
Rasulullah’a (s.a) ‘Benden korkuyor musun? Dedi Rasulullah (s.a) -Hayır
cevabını verdi Müşrik
-Şimdi
seni benden kim koruyabilir dedi, Efendimiz ‘Allah’ buyurdu Ebû Bekr el
İsmail’in Sahih’inde rivayet ettiği hadiste Müşrik :Seni benden kim koruyabilir
demiş Peygamberimiz (s.a) Allah demiş. Ravi diyorki: Bunun üzerine hemen
elinden kılıç düştü. Bunun üzerine Rasülullah kılıcı aldı ve - Şimdi seni
benden kim koruyabilir dedi Müşrik’de ’Yakalayanın hayırlısı ol' dedi. Tan
yerlerinin sülbü ve sası çiçekler gibi.
Öyle bir rüya görmüştü ki gökyüzünün nur serpen aydın ayı süzülüp kendi
üzerine inmiş ve onu ışık ışık parlatmıştı. Rüyasını zevcine anlatınca Sekrân
şöyle demişti -Ya Sevde! Şayet rüyan
sadık ise. Ben yakında öleceğim sen de benim vefatımdan sonra evleneceksin.
İşte o an Sevde’nin gönlü acılarla dolmuş, gözlerinden şebnem katresi yaşlar
akmıştı. Kısa bir zaman sonra Sekran öldü. Ve gündüzler ve geceler sonra
Allahın Sevgilisi ol zaman ve mekanın ve
bütün mahlukatın peygamberi ona talip oldu Sevde Hazretleri, gökten ayın kendi
üzerine inmesinin manasını şimdi daha iyi anlamış oldu. Işığın altında tatlı
bir ömür sürdü . Takvâ ve verâ sahibi
idi ömür ırmağını kevserleştirip Cennet gölüne akıtmasını bildi. Mekke
kumları üzerinde Habbab’a işkence görevi Siba İbn-i Abdilüzza ve kabilesine
düşmüştü. Su vermez ve çıplak gövdesine
demir zırhlar giydirirlerdi. Başını
kızgın demirle dağlamaya başladı. Dağlamanın verdiği acılardan baş ağrılarını
unutmuş oluyordu. Habeşistan ve Urbanistan’a gitti. Matese gezegenini gezdi.
Atalarımız ökaryotlarla, kuzenlerimiz bitki, hayvan ve mantarlarla
dolaştı. Seni atının kuyruğuna
bağlayacağım, güneş Sulieyka tepelerinin, arkasından kayboluncaya kadar seninle
ormanlarda dörtnala dolaşacağım, Kanatlı at, Maya tekerleği, kesilmiş su, göçer
kent ve dört köşeli üçgen gibi. Tepeyi aşınca çölde bir tavus çıktı
karşılarına. Tavus konuşuyordu çölde bir tavus, o an anlaşıldı ki konuşmak
insana özgü bir şey değildi. Selefkoslara doğru yürüdüğümde paramızda
Erbil’deki profilim vardı. Otrar’dan Curcan’a kadar gittik, sonra Urfa
yakınlarındaki Edessa’ya geldik, Zengîlerin egemen olduğu yerdi burası,
Hipparion’un ansızın ata dönüşmesi gibi garipti herşey, Hintli Kahraman, gökte
Herkül gibi süper kümeler görünüyordu. Hyksosların hükümdarlığı zamanında başkent Avaris’ti. Bin çarpı sıfır başka,
sıfır çarpı bin başka. Bir zamanlar Bizans’ta bile eşkiyalar türemiş. Kozmonot
Mars’ta öldü mezarı ordadır. Önümüzde. Arkamızda , üstümüzde ve altımızda olan
şeyin en yakın hali üstümüzdeki, sonra önümüzde sonra altımızda sonra arkamızdakidir dedi. Umru
dalları. Somali’de kızlara İstanbul adı verilirdi, İstanbul’da bir incir
ağacınada Yavuz Sultan Selim adı verilmişti. Fırat vadisindeki Bandola ovası
yakınlarında tutsak düşer önce Moskova’ya sonra kuzeydeki Vetluga kasabasına
götürürler Kim’dir adı. İslam, kız çocuğunu hurma ağacına asıp ok talimi yapan
vahşi Arap’ı insanileştirdi. Valsler, polkalar, galoplar, kadriller besteledi
Strauss, Tunus gülü koklardı yel gibi giden iki Fas kısrağının üzerinde. Bir
Yehova oğlu gibi kavgada ‘Samson seçimine’ geldi dayandı iş, yani eğer
beni öldürürsen sende öleceksin ve cehenneme birlikte gideriz oyunu. Bu üç ülke
arasında (Benelüx gibi) geçmişteki Delos Birliği öyküsünde olduğu gibi para,
ortak birikimler bir para küpünde toplanıyor giderler oradan karşılanıyordu.
Plevne’nin sonu ise şöyle oldu: 1879’da bir Bristol gazetesinde şu haber çıktı:
’30 ton insan kemiği Plevne’den Bristol Limanı’na getirilmiştir.’ Ufacık bir
Balkan kasabasını ele geçirmek için hayatlarını verenler, İngiliz topraklarını
gübrelemekte kullanılıyordu. Maveraünnehirden gelen Kapisa Kiyonitleri Bamyan’a göçettiler. Heftalitlerin geçişinden
sonra Baktriyadan, Pencab’a kadar barış geldi ki, yılan gibi kıvrılan yol
Taganroglu Anton Pavloviç’in ölümünü duyuruyordu. Ve öyle iştahla silip
süpürüyorduki adam önündeki eti bir an köpek görüyorum sandım. Bütün bunlar
geçip giden anın sölpük tutkusu. Kenan ilinin keçi çobanları veya Roma’da
geceleri uykusuz köleler arayan Agrippina gibi gözümü uyku tutmuyordu.
‘Şimdi
yokuş çıkıyorum
Ama
bunu herkes söyler.’
Sezar
tam bir katışıksız tam bir kreoldu dedi yalan dedim bütün insan saf yada
melezdir yanı, Kenan ilinin keçi çobanları gibi yani. Pinar ağacının gölgesinde
dedi, berkliydi, ipekten, isfandan, iskalarya, ispenç ve isfendiyari, ebabil
kanadından hızlıdır Ebrehe kinli biri. Gallipoli sesleri. Bulamaç yer, Öklit
sarmısağı dikerdi.Var mı bu dünyada
avazat kuşu, yok mu bu kuşu.Sıktı, Sıtkı, bitti. Köy yeşildi dedi. Son bir
soluk verdi. .Zambak özlemli çocuktu, tepişir gibi sevişirdi. Sümbüllü
derelerde. Evdemonist türküler. Telgraf çiçeği ve Merkep köprüsü teoremini
bilir. Trake solunumu kurbağa, bu denizde bir zamanlar Bakha’ların dansettiğine
inanılır, uzayın derinliklerinde çatırdayan kalkanlar, sığırların gözyaşlarını
içen böcekler, kedi pençesi, gündüzleri Hz. İbrahim’in çadırından sızan hafif
ışık, şafakta bilmediği bir şeyi arayarak yürüyen biri, kuşun alev süslü tüyleri
süzülür aşağı diyen Stevens, Tebeşir türküleridir, Eflatun’un cini,
‘Yirmi
karlı dağın arasında
Kıpırdanan
tek şey
gözüydü
karakuşun.’
Ve...
‘Rüzgar
kanatlarını unuttu
yaz
yılanlarını sakladı
tıkandım
tüm sonuçlanacak
tınılara
yine
yankılanır gölgen ormanlarda
eylül
yorgun kavim
her
iz seste
aralanıyor
yıld ızlarda’
Filizlen
filizlen ey ilkel yürek ahşap yol güneş. Soğuktan kaskatı kesilmek
üzereyken eve ulaşıp, yatan bedenlerle
tıklım tıklım dolu olan odada, iki kişi arasındaki hendeğe çırılçıplak uzanır. Evin sahibi lambayı söndürünce, karşı
duvardaki rafta, Beyaz Leydisi’nin imgesini görür..Bir titreyip bir yanarak
uyumaya çalışır. Tam o anda, uzaktan küçücük görünen Beyaz Gül raftan inmeye
başlar ve yanına yaklaştıkça canlanır. Siyah Adam öldüğünü sezer. Utanç içinde
yattığı yerde çivilenmişken Bakirenin adını seslenerek yanına diz çöküşünü
izler. Bakire onun, BeyazAdamı öldürdüğü elini tutup öper. Çocuğuna kıyılmasına
dayanamayarak ağlaya ağlaya mermere, balmumuna, tahtaya, fildişine dönüşen Bakirenin
öç almak için, onu öldürmesine yardım ettiğini öğrenir. Bakire Tristan’ı ödüllendirmek ister ve yanına uzanır; kendi
üstündeki giysileri çıkarması konusunda adamı zorlar.’ Bizans’a Azep
askerleriyle Fener tarafından saldırdık. San Romano kapısından Urban ateşiyle
içeri daldık, onlarda Grejuva ateşiyle karşılık veriyorlardı. Adada aslanlar,
kara tüylü tavuklar yün giyiyorlar, balıkların kanatları, kuşların pulları var,
taşlar yüzüyor, tahta batıyor, kelebekler geceleri büyüleyici bir güzelliğe
bürünüyor, sular içildiğinde başdöndürüyor, bir keklikle bir keçi alt alta üst
üste oynaşıyor.
Curcan’da, tuzlu Ceiba ve
Hülagü oğlu İlhan bir şiir söyledi, İlhanlı imparatoru ve tüm bunlar sütleğene
övgüdür dedi.
Bir balık gördüm gök
içinde, izliyor, bir soprano çınlatıyor cehennemi, balığın ağzı açılıp
kapanıyor, balık ışık yılı, balık beyaz, gümüşlü, bir şiir değişkesi gibi.
Çekirgeler, ateş üfleyen bir ejderha, berbat bir hava, fırtına ve rüzgar, iri ,
ceviz büyüklüğünde dolu, pusatlı insanlar, kurt sürüleri ve işte deprem... Her
gün bir tabak yumuşak mamut eti ve uzun azı dişli kaplan ciğeri, az miktarda
fok yağı, bizon beyni ve kemik iliği, kucak dolusu lifli yabanıl sebze, türlü
yemiş ve buruk tatda meyve, ama ekmek ve tahıl yok.
‘Sticklgruber’ -Hitler’in
asıl adı. Çarmıha gerilmişcesine uçan ilk yarasaların dışında kimseyi görmedim,
bir keçi tutuyordu boynuzundan. Ölüyordum, deniz gökyüzü, dağ, adalar yanaştı
ve iyice abandılar üzerine, sonra güçlü bir kasılmayla uzayın en uzak
sınırlarına çekildiler. Boğaziçi’nin en dar yeri olan Asomaton (Bebek) köyünde
Rumeli Hisarını yaptırmıştı 13.
Yüzyılın Selçuklu Konya’sı, Renaissance’ınbeşiği olarak karşımıza çıkmıştır.
Varoluşçuluk’un Herakleitos’dan sonraki ilk ve gerçek temsilcisi 1200’lerin
ortalarındaki Anadolu’nun Mevlana’sıdır. Yüzyılın başında Gabriel Marcel’in
‘sen, ben’in kanrşısında oturan ben’dir’
şeklindeki motto’yu ortaya koymasından sekizyüzyıl kadar önce, Mevlana,
‘benimle senin arannda ne ben ne de sen vardır’ demiştir.. Sufi kimdir, Fatih
şarap içer miydi, Hançer-i Dahhak nedir, Başta at nalı taşıyan rakip midir,
çengel çiçeği, baba ve oğul arasında iki mektup mudur, çılgın aşıklar ve
serhatler , Galata, sultanlara kafa tutan şairler, at ayağına serilen kumaşlar,
kağıt sunanlar, başta ateş yakanlar, bayram ve bayram ertesi, hat geldi!.. Kanuni’nin emriyle idam edilen oğlu Şehzade
Beyazıt. Kuran Mekke’de inmiş, Kahire”de okunmuş, İstanbul’da yazılmıştır. Şimdi Dulkadiroğulları denilen Türkmenlerde kadınların erkekler
kadar yiğit savaştığını, böyle 30.000 kadın savaşcı olduğunu söylüyorlar.
Dulkadiroğlu demek anası savaşta ölmüş
yetim Kadir demektir. Sertrandon , Halep civarında sekiz atlı Türkmenle
karşılaşıyor, bunlardan biri kadın ve bir kalkan taşıyor. Bizantik, Tekfur
sarayı ve Artukoğulları. Grieg’in Solveig’in Şarkısı’nı söylemeye başladı. Dil ve iletişim dört bileşenden oluşur, bu
dört bileşen şunlardır: Sözcük Bilgisi,
Gramer, Prozodi ve Kinesis. Anadoluda keçi güdenler ve deniz kozalağı. Beyaz giysiler içindeki bir piskopos, harabeye
dönmüş antik kentin içinden geçerek üzerinde haç olan bir tepeye vardı. Haçın
önünde diz çöktü. Bu sırada askerler, oklarıyla ve ateşli silahlarıyla
piskoposu öldürdü. Arap keçi gözü gibi deli incirlerin sırıttığı yoldan , kente girdik ve insan
ölümsüzlüğü değil bir zamanlar ölümü aradı ve onu buldu. Yaşamdaki en büyük tansık
ölümdür. Allahım, kalbime bir nur ver.,
önüme, arkama, sağıma ve soluma bir nur ver. Üstüme ve altıma, sağıma ve soluma
bir nur ver. Kulağıma, gözüme, etime ve derime bir nur ver. Kanıma ve
kemiklerime bir nur koy. Madde bir bulutun
bulutunun bulutunun bulutunun bulutunun bulutu gibi bir şey dedi.
Bing
bang dan önce ne oldu, insan bu soruyu, Kuzey kutbunun kuzeyinde ne vardır
sorusuna benzetiyor. Tuhaf bir İnka kuşu gibi. Hermon dağından geçerken yılan
kuşları sardı çevremizi , renkcil, çağırtı, böğürmeler, çanak yapraklar., yüz
milyon yıl önceki Gondwana kıtası ve Protestanların I960’da Protestan Oranga tarikatı lideri olan
William’ın Katolik kral II James’in ordularını yendiği Boyne savaşının
yıldönümünde, kum zambağı, orada kral Antiochos’un tanrıyla el sıkıştığı anın
işareti aslanlı horoskobu dahi
görmüştük. Başkırtca, Kırgızca, Yakutca, Kazanca ve Altayca gibi Özbekce diller
Gün ağarırken., Firavun öyküleriyle, dağlarda yaşayan cüceleri anlattı. Gökleri ateşe veriyor, insanları toprakta
yetiştiriyorduk.. Boşluğa övgü, hiç ve eros dedi. Babil ırmağı kıyısında Sion’u anıp ağladık
Katagülli, kadrajlı dom!. Kızıl ağaç ormanı. Nostromo... Tukan yıldızı, Rigel
yıldızı, yeşil saçıntı, Boğadaki El Nath
yıldızı... Sığır keneleri, yeleleri rüzgarda dalgalanan Korsika atları. İris
çiçeği. Denizler firavunu, nemrutu..
“Zifiri
karanlıkta
Kurbağanın
ağzından
Çıkıyor
ay”
Atina’da
Altis korusunda yapılan olimpiyatlar, tanrının hızıyla koşan Rodoslu Leonidas
gibi. İris ki ölülerin çiçeğiydi. Judea dağının karları gibi beyaz bir yüzü
vardı Robotlar balığı, balık maymunu,
maymun seni, sen robotu yarattın, efendi benim artık, her yaratılan yaratanın
efendisi olmuyor mu sen hayvansın güç erk bende artık. Bundan sonrası mı bende
o’nu tanrıyı yaratacağım ve o hepimizin efendisi olacak. Osmanlıda piyaleyken piyadeyken bile
Copland’ı dinlerdi. Grieg’in Ağıtsal Melodisi ve Bartok Efendinin divertimentosunu
dinlerdi ama gariptir Zenofobisi vardı, uysal Leandro, savaşcı gezgin Odysseus
ile sonsuzluk antlaşmasının giyitlenmesi felsefe, düzlem, cisim, algı
biçemi soyut emek, yaşamak gibi bir takım zırvalar söyledi, derinlerdeki
boş mavilikten bir uçan daire onu gelip aldığında, otantik düşün bunda
katkısının ne çok olduğunu düşündü yekpare plakalar ve Solaris gibi. Öyle ki
Hipokrat’ın mezarının üzerinde arılar yuva yapmıştı ve ürettikleri balda
çocuklardaki pamukçuk hastalığına iyi geliyordu. Karanlıkta 400 parça gemileriyle limana
yaklaşıyorlar, limandaki dünya ölüm uykusunda, nöbetçiler hayal gördüklerini
sanıyorlar ve liman ateşe veriliyor..Ukaz panayırı. Mısır koçanı, kundağı,
kapçığı . Omurgalılarda C değeri olarak
bilinen genom boyutu, Foto galvaniz, parabolik oluklu santral, yakıt peteği, ay
ağırlığında kondritlerden oluşan ek kaplamalar, kantonlar, Kelt destanlarında
ve büyük Frederik’in saklandığı mağarada
Muhammed’inki gibi örümceğin ağ ördüğü yazılıdır, Muhammed görünmeyen bir
tepeden iner gibi garip ve önemli bir yürüyüşü vardı, bir uzak doğu pagodasında
tapınırdık, Netanya’da, Ürdün gölü kenarında otururduk. Sıkıcı bir öğle
üzerinde ne tür bir ölüm hangi renkte gözyaşıdöküyordu acaba, Sevit (hobi) leri var mıydı, incir
ağaçlarının dibinde cinler, kara dutun dibinde eşek arıları yaşardı, Pribilof
adaları vardı, kilise kulelerinin haçlarına konmuş kuşlar Villon’un Asılmışların Baladı’nı okur gibi..
‘Körbilim boş toprakları
sürer
Çılgın inanç kendi
tapınağının düşünde yaşar
yeni bir tanrı yalnızca bir
sözcüktür.
İnanma da, arama da; herşey
saklıdır’ (Alvaro de Campos)
Janist
rahip diyor ki:
‘Bu vücutların içinde ne
işimiz var
Belki de içlerinde yolculuk
ediyoruz'
Kendine
özgü Kantemir notası yarattı. Ben Marco Polo,
Alamut yani Akbaba yuvası denilen yeri gözlerimle gördüm. Piranhalar
takımı gelincede savaşı kazandık.. Asaf Cemil’in Düş Tutanaklar’ını yazarken
mistik bir süreç içinden geçtiği söylenebilir mi? Bu soruyu onu daha iyi
tanımamın yanı sıra, roman ile profan aydınlanma, daha açık bir deyişle
hidayete erme arasındaki ilişkiyi irdeleyebilmek için soruyorum. Anemas zindanı nerede, uzayda uçan kuşların
varlığı. Dünyadaki tekçil-monist düşünce
yapısı, Antartika’daki Vostok gölü Omega, Erboğa, Küresel Yıldız Kümesi, Balık kemiğinden korsesini çıkaran koyunlar
harabelerden geçerek aşağıya indiler koyun harabelerden geçerek sürüye
karıştı.. Kraliçe Puduheba. Tanrıça Kibele tüccar karısı Lamassi, Karya kraliçesi
Ada. İlk kadın tarihçi Anna Komnena
Karya ve kalinikhta, Eski Mısır’da İbis tanrıların habercisi Hermes’i
simgeleyen kutsal kuş Golgatam, kafa kemiğimi, solsuz solfej, Medine’deki
meçhul mezar, mezarsız yalvaç, çarmıh kanadını açmış kuş İbis? 13. Yüzşyılda
Artukoğulları sarayında Cezari adlı bir mühendisin yaptığı otomat insanlara
ibrikle su, havlu ve tarak sunardı, Dekabrist ruhum söylüyor bunları, sifilis
hastası ruhum. Karadelik güneş sisteminin içinden geçse bile tüm gezegenlerin
yörüngesini değiştiriyor, böyle bir durumda dünyamız ya elips bir yörüngeye
çekilerek şiddetli iklim değişiklikleri yaşayabilir, ya da güneş sisteminden
kovularak uzayın dondurucu boşluğunda yitip gider, yani dünyamız ölür.. Et
yerken bazen kendimi köpek gibi hissediyorum dedim , arkadaşım şüphesiz yüzü
insana benzeyen biricik hayvan köpektir ve yalnızca onların yüzlerinde keder
sevinç ve sıkıntının pırıltıları, iz ve esinlerini görebilrsiniz, bu başka hiç
bir hayvanda yoktur dedi. Sirte körfezi, hologram, doğurgan olmayan dölevi
akıntısı, Kız kulesinin antik çağdaki adı Damialis yani Dana yavrusu demekmiş
ve Mercidabık.
Salamis
harabeleri, Riminili katır tüccarları, ahiret argonot, üç köstek taşı nedir
bilen var mı, Angloma nedir ki.
‘Kasırgalar iblisin salladığı orak’ gibi, Gut hastalığı yani Nikris yani damla
hastalığından öldü, ölümüne doğru Hubyar
Kadınla görüştü, Samur ve Amber devriydi. hidivlik verdiler.. Wilson’un Yalnızlık Çağı dediği, Parnassos dağında dedi. İçinde triptofan
bulunan yiyecekler yer ve kendini hep iyi hissederdi. Zagros dağları adını
verdiği. Öyle sevilen bir politikacı halkın özlemlerine yanıt verebilen
biriydiki cenazesinde kalabalık arasında
biri hiç unutmam ‘İnsan!.. güle güle...’ diye haykırmıştı. ‘Akan suda ikinci kez yıkanabilmişti Eflatun’
Dağlarca dedi. Garip bir bilim adamıydı, atom bombası atılırsa, atmosferin
tutuşabileceğini söylüyordu.
Örümceğimsilerden migallerde trake bulunmaz. Merİh’lilerin ağaç yazıları gibi
Tiberius Capri adasınada öyle çok köleyi uçurumdan aşağılara attırıp ölümüne
yol açmış ki, kemikler yığılarak siyah bir kayalığın oluşmasına neden olmuşlar
ve Curzio Malaparte o kara kayalıkların üzerine sayfiye evi yaptırasıymış, yani
kölelerin kemikleri uzerinde oturuyormuş Malaparte..
Anghiari
Savaşı adlı duvar resmi yarım kalan, da Vinci gibi, kitap bastırmak zordur, bir
keresinde yayıncıya Tevratın fotokopisini götürdüm, ilk 150 sayfa fena dğil,
tuttum ama adını Kızıl Deniz Haydutları olarak değiştirirsen basım için 3 yıl
sonraya gün verebilirim dedi, Eco söyledi bunu.Napolyon’un 1798’de Mısır’ı
işgalinde mermiler boşa harcanmasın diye ülkelerinin işgaline karşı direnen
Mısırlıların ensesine basarak Nil Irmağında boğuşları. İngilizceye en yakın
Hollanda ve Almanya kıyılarında konuşulan üç Frizye dili içinde tehlike çanları
çalıyor. Nietzche Sifilis hastasıyken
genç bir eros kapısını çalar elinde iris çiçekleri, Sahaf’ın keçisi yanındadır,
venüs çiçeği gibi Perseus, kötü niyetli
kral Polydectes tarafından Gorgonlardan biri olan yılan saçlı Medusa’nın başını
kesmekle görevlendirilir. Bu hiçte kolay bir iş değildir, Medusa’nnı görünüşü o
kadar korkunçtur ki ona bakanlar anında taşa dönüşür. Bunu bilen Perseus
tanrılardan yardım ister, Athena ona görünmez olmasını sağlayan bir kask verir
ve Medusa’nın yalnızca gölgesine bakması için uyarır. Haberci Merkür’de ona kanatlı ayakkabılarını
ve sihirli kılıcını verir. Perseus,
Medusa’yı uykusunda yakalar ve kılıcıyla başını koparır. Görevi bitip geri dönen Perseus, prenses
Andromeda'nın çığlıklarını duyar. Deniz canavarı prensesi bağlamıştır ve yemeye
hazırlanmaktadır. Prenses çantasından Medusa’nın başını çıkarır ona bakan deniz
canavarı anında taşa dönüşür. Perseus prensesi kurtarır Perseus ve Andromeda
birbirine aşık olurlar. Kahraman Perseus’un başını kestiği Medusa hala gökyüzünden
bize göz kırpar...
Davut,
Fırat yakınındaki Hamat’ta Tsoba kralı Hadarezar’ı yenilgiye uğrattığında 1000
cenk arabası ve 700 atlıyı tutsak etmişti ve yürümesinler diye ayaklarnı
kırdırmıştı. Harun Reşit oğlunun düğününde yağmur gibi inciler serpmiş tüm
davetlilere birer misk topu dağıtmıştı ki armağanlar ayrıdır.
Doğada
eriyen plastik üretecek bitkiler vardı, maymunlar düşünmeyi düşünebilselerdi
değişebilirlerdi, parçacıklara kütle kazandırdığı söylenen Higgs bozonunun
peşindeydi, en çok dikkatimi çeken şey kapının önüne tüneyen kuğu olmuştu.
‘Quo
vadıs, domine?’ Nereye gidiyorsunuz,
efendimiz?..
Keçi
memesini andıran bir tepenin üzerindeki, ufak bir mavilikten bir yıldız çıkar.
Osmanlı Ahılkelek kalesini alınca savaşı kazandığını sanır. Ahılkelek kalesini
alınca savaşı kazandığını sananlar gibi
Hangi
kral Akitonyalı Eleanor’la evlenmiştir? Henry II, Arabistan çiçeği, Horgörü
Bedevilerin ‘Çöl gemisi’ dediği develerimizin üzerine, diril gece indi ve
gölgeleri örtündüler, avunç büyüleyici kırlarda, yorgun çiçekler bürümüş. Diğer
mimari ilginçlikte alınlıkta yer alan üç küçük kapının ilahi bir olay için
kullanılmış olması. Bu kapılar yılda bir kez kutlanan İsiteria Bayramı’nda
“Epiphanie” olarak adlandırılan ve “tanrının kendini göstermesi, varlığını kanıtlaması”
olarak yorumlanan olayın sembolik olarak
yinelenmesi amacıyla kullanılıyordu. Magnesia Artemis’ gece tanrıçasıydı.
Dolunaylarda Artemis Tapınağı’nın tam karşısına, alınlık, orta kapı ve Artemis
heykeli ile bir doğru oluşturacak şekilde ve belli bir açıyla geliyordu. Bu
dolunaylarda altın kaplama heykel, ay ışığı ile aniden aydınlanarak, kendisini
tapınağın dışında bekleyenlere gösteriyor, bu olayda izleyenler açısından
gerçek bir ‘epiphanie’ olarak algılanıyordu.
Bekir’in
babası Ebu Kuhafe, annesi Ümmü’l Hayr Selma binti Sahr’dır. Dölleyerek çiçek
açımlarını uçuyordu arılar, Saturnus çağındaki yaşlılar gibiydik. Uranus’un
oğlu gibi görkemliydi,. Yaşam ve ölüm sağrağını sundu ona, ay İris yayı gibi
yükseldi başlarımızın üzerinde, İris’in sessiz yayı (gökkuşağıydı)
Anahtar
deliğinden giren bir Arap atı,
Suları, vadileri doyuran Türk
ırmağı, kana kılıç suyu derdi. 16. Louis Varennes yakınlarında ele geçtiğinde
üzerindeki paranın resminden kendisini tanımış ve yakayı ele vermişti, kendisi
için bastırılan paradaki resimden tanıyıp yakalamışlardı. Gorgonlar diye bir
şeyden söz ediyordu. 8. Yüzyılda Tang Hanedanı döneminde cırcır böceği olarak
yaşamış bir Japondan söz ediyor ve 17. Yuzyılda Çin’de yaşayıp ruhu 30 ayrı
isme bölünen Şitao’dan sözediyordu., Şitao’nun
Portekiz’deki reenkarnasyonuda Pessoa’ydı.
Talut
ve iman edenler ırmağı geçti ama Calut askerlerine karşı koyacak güçleri
kalmadı.. Trianglum yıldızı Güneş
kızdönümüne girdi. İnsan, Kant’ın yaklaşımı uyarınca, öz istencinin nedenselliğini sadece özgürlük idesinde aramalıdır, çünkü
özgürlük duyular dünyasının belli nedenselliklerinden bağımsızlıktır. Bu yüzden
özgürlük idesi ile özerklik kavramı ayrılmaz bir biçimde birbirine bağlıdır.
Özerklik kavramı ise akıllı varlıkların eylemlerinin temelini oluşturan ahlaksallığın genel ilkesi
ile bağlantılıdır. Kant, ulamsal bir buyrum nasıl olanaklıdır? Sorusu
bağlamında özerklik (otonomi) ve bağımlılık (heteronomi) kavramlarını açımlar
ve şu saptamaları yapar. Akıllı varlık, kavrayış dünyasına girer, onun kavrayış
dünyasına girmesini sağlayan nedenler bütünü,
ya da nedensellik ‘istenç’ dir.
Etiyopya ile Hindistan’ı hep birbirine karıştırdık. Xeroderma
Pigmentosum sayrılığından muzdarip yani
güneş ışığına çıkınca deride derin yaralar oluşuyor. Hindistan ve Srinagar, helezonik gizlem, halk
sözcüleri, uzayın %99unu kapsayan karanlık bölge. ‘Emir erlerinin tarihi bu güne kadar neden
yazılmamıştır anlayamam. Yazılmış olsaydı, Toledo kuşatması sırasında açlıktan
gözü dönen Almavira dükünün, emir eri Fernando’yu açlıktan nasıl hapur hupur
yediğini öğrenmiş olurduk. Dük hazretleri, anılarında, emir erinin yumuşak,
körpe etinin tavuk etiyle, eşek eti arasında bir tadı olduğunu anlatır.’
‘1890’lı yıllar, Avrupa, Strauss ve Schönberg’in yeni ritm ve ses renkleriyle
tanışıyordu. Zola gerçekçilik akımını, Dostoyevski Slav demonizmini, Rimbaud
lirik söz sanatının ince örneklerini göstermişti. Nietzche felsefede devrim
yaratmıştı. Klasik, süslü mimarlık, yerini işlevsel üsluba bırakmak üzereydi. O
dönem yazın sanatının eleştirmenleri, her türlü yeniliği, bir kargaşalık, bir
gerileme olarak algılıyordu. Bir sanatçının ün salması için, orta kuşak
tarafından denenmiş olması gerekiyordu. Bugüne benzeyen keskin, hiyerarşik bir
ilişki vardı. Öte yanda gençler, Gerhart Hauptmann otuzunda Alman sahnelerinde
söz sahibi olmuştu. Rilke 23 yaşındaydı ve arkalarından başkalarınıda
sürüklemişti.. Kaşla göz arasında ‘Genç Viyana’ grubu ortaya çıkmıştı. Ancak
Hofmannsthal, tam bir fenomen olarak, o kuşağın güçlü tutkularını dile getirmekle
kalmamış, 16 yaşında bir genç için büyük bir edebiyat olgunluğuna ulaşmıştı. Bu
sanat hayatında süregelen usta-çırak ilişkisinin o kasvetli, uzun yolculuğuna
tuhaf bir karşı yanıttır Hofmannsthal’in yaratımı. Loris takma adıyla
gönderdiği şiirler, dergi editörleri tarafından usta bir şairin yeni bir üslubu
olsa gerek, diye yorumlanırken, karşılarına, sıska, soluk benizli, ince sesli,
bir erkek çocuğu çıkmıştı. Barba Vasili paltosuna girdi uyudu. Pelion dağı,
Fars dünyası, Meotis gölü (Azak denizi), rüya tanrıçası Serapis, Vitzliputzli
(Meksika tanrısı) Talokan’da, Hint Kerala’sında , şiir umarsız Penolope’dir.
Emanuel von Froben; Büyük Seçmen Prens Friedrich Wilhelm’in ahır yöneticisidir.
1675’te Fehrbellin savaşında kendi atını prensin atıyla değiştirerek
efendisinin yaşamını kurtarmış ancak kendisi yaşamını yitirmiştir.. Lizbon’a
Lizboa diyorlar. Vasco de Gama’nın Mekke’den dönen Hintli hacı dolu bir gemiyi
içindekilerle birlikte yaktığından sözediliyor.. 17. Yüzyılda bir rahip,
denizin yuttuğu yüzlerce Portekizliyi kastederek, ‘Tanrı Portekizlilere küçük
bir ülke verdi ama, dünyayıda onlara mezar etti demiş.. Portekiz’in en meşhur
şairlerinden Sa de Miranda’da ‘bir kimyon kokusu için halkını yitiren krallık’
diyor Portekiz için. Keltler, Fenikeliler, Vandallar, Kartacalılar, Romalılar,
Yunanlılar, Gotlar, Moritanyalılar, hepsi gelip geçmiş o sahillerden. İber
yarımadasında beş yüzyıl kalan
Müslümanlar balkonda o kadar eğlenememişler, 1147’de Portekiz’in ilk kralı
Alfonso Henriques’in İngiliz, Alman, Fransız ve Flaman haçlı birliklerinin
desteğiyle Lizbon’un tepesindeki kaleye bayrağını çekince, çekilip gitmek
zorunda kalmışlar.. İkinci Dünya Savaşında, Hitler’in Alman general Rommel’i
zehirlettiği söyleniyor Portekiz’deki ormanlık ve yeşillik Cabo da Roca’da,
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder